Ona cesur olma hakkını verin!

Korku, tehlikeli durumlara karşı daha dikkatli olmamızı sağlar. Örneğin ateşten korkmak, onun yakıcılığından bizi korur. Ancak korku bazen de bizi esir alan bir güce dönüşebilir.

Ona cesur olma hakkını verin!

Korku, insanın bugünkü gelişmişlik düzeyine ulaşmasında büyük rol oynamıştır. On binlerce yıl önce yaşayan atamız olan ilk insan, çevresindeki diğer güçlerin oluşturduğu tehlikeler karşısında korkmuş ancak, bu korku sonucunda geliştirdiği becerilerini ve cesaretini kullanarak, kendini korumuş ve hayatta kalmış. Bugün yaşadığımız modern dünya, bir bakıma, korku karşısında gösterilen bu ilk cesaretin ürünü. Çocuk gelişiminde cesaretle ilgili ayrıntılı bilgileri Prof. Dr. Yankı Yazgan’dan aktarıyoruz.



Deneyerek ve yaşayarak öğrenme, çocukların tüm duyularıyla çevrelerini yaşayarak, keşfederek, yaratarak, araştırarak, bağlantı kurarak ve katılımcı olarak öğrenmeleri demek. Bu nedenle çocuklar hayatı en çok spor yaparken ve oyun oynarken tanır. Çocuklar, deneyerek ve yaşayarak öğrenmede, yetişkinlerden gerektiği ölçüde yardım alır; doğayı ve çevreyi keşfeder. Cesur ve özgüvenli bireylere dönüşebilmeleri ve hayat içinde başarıyla yol alabilmeleriyse deneyerek ve yaşayarak öğrenmeye dayanır.



Çocuklarınızın cesur ve özgüvenli olmasını istiyorsunuz, ama korkularınız nedeniyle bu özellikleri kazanmalarında engelleyici mi oluyorsunuz? Henüz korkutucu bir durum yokken bile, korkunun geleceğe dönük bir süreklilik kazanmasına, hayatınızı tutsak almasına engel olabilir misiniz? Hayatınızda “keşke”ler mi çok, yoksa “iyi ki”ler mi? Korkunun var olduğu noktada tutkuyla istenen bir hedefin ya da ulaşılmak istenen bir amacın olması, cesareti doğurur. Korkuya kafa tutmamızı ve aşmamızı sağlayan unsurlar; hedeflerimiz, coşkularımız ve ilişkilerimiz. Cesaretin gelişimi, korkuyu, tehlikeyle karşılaşan kişinin normal bir duygusu olarak kabul etmesiyle başlar. Tehlikenin boyutuna göre, savaşmak ve kaçmak eylemlerinden hangisinin uygun olduğunu değerlendirerek uygulamaya koymakla, cesaretin gelişimi devam eder. Korkutucu olmayan durumları olduğundan daha fazla korkutucu algılamamıza neden olan durumlarsa kaygıyı yaratır ve korkunun sadece bugünümüzü değil, geleceğimizi de tutsak almasına neden olur.



Kaygı bulaşıcıdır!


Her anne çocukları için kaygılanır. Kaygı, gerçekçi olmayan bilgi ve beklentilerle pekişir. Kaygılı anne-babanın yüz ifadesi, ses tonu ve vücut duruşu çocuğuna da kolayca bulaşarak, onun da aynı ya da benzer kaygıları taşımasına neden olur. Bu durumu kendinizden biliyorsunuzdur…



Kaygılar bulaşıcı oldukları gibi, anne ve baba olarak gerçek hedeflerinizi gözden kaçırmanıza neden olur. Gelişiminde nelerin daha önemli olduğunu unutursak, çeşitli kaygılarla oyun oynamasını engellediğimiz çocuğumuzun özgüveni yüksek, hayata karşı cesur, ayakları yere sağlam basan biri olarak yetişmesini bekleyebilir miyiz?



Araştırmalar ne diyor? 2008 yılında ülkemizin de aralarında bulunduğu 12 ülkede gerçekleştirilen “Her Çocuğun Çocuk Olmaya Hakkı Vardır: Annelerin Bakış Açısı”araştırması da annelerin çocuklarına ilişkin beklenti ve kaygılarını açıkça gözler önüne sermekte. “Annelerin Bakış Açısı” araştırması sonucunda ortaya çıkan bazı bulguları, bu çalışmadaki yaklaşımlara ışık tutabilmek amacıyla sizlere sunuyoruz:



Türkiye’deki annelerin, çocuklarının ev dışında yaşayarak öğrenme olanaklarından kazanmalarını en çok bekledikleri kavram “kendine güven” olarak ortaya çıkmış (%59; aynı beklenti oranı Amerikalılar için %20). Sosyal anlamdaki gelişim, yardımlaşma, işbirliği ve arkadaşlık gibi beklentilerse (Türkiye’de %38, Amerika’da %60, Fransa’da %31) daha arka planda.



Ayrıca, Türkiye’deki annelerin büyük bir bölümü çocuklarının dışarıda, parkta ya da bahçede oynarken daha mutlu göründüğünü, bu faaliyetlerin çocukların sağlıklı gelişimini olumlu yönde desteklediğini düşünüyor. Ama, bu düşüncelerine rağmen annelerin % 83’ü gibi çok büyük bir kısmı, güvenlik kaygısı taşır.



Adım atmayı engelleyen nedir?


Korkutucu durumu yok saymak, korkacak bir şey olmadığını düşünmek ve görmezden gelmek adım atmayı engeller. Korkutucu durum yoksa, bir şey yapmamız gerekmez. Ancak korkutucu durum, bizim dışımızda varlığını devam ettirmeye devam eder. Bizim eylemsizliğimiz (pasifliğimiz), onun varlığının devamını engellemez. Ve ardından korktuğumuz (fakat korktuğumuzu kabul etmediğimiz) durum başımıza gelir.



“Hem cesur olsun hem yanımdan ayrılmasın!”


Araştırma sonuçlarına göre Türk annelerinde belirgin biçimde görülen otomatik düşünce akışı şöyle özetlenebilir:



“Çocuğum sokakta oynasın, ama benim gözümün önünde olsun.”
“Dışarıda olsun, ama dışarısı bence emniyetli değil.”
“Kendine güvensin, cesur olsun ve korkmasın, ama dizimin dibinden ayrılmasın.”



2009 yılında İstanbul’un Kadıköy yakasında bulunan bazı kamu okullarında 3982 çocuk ve ailelerinin katıldığı bir araştırma gerçekleştirilmiş. Araştırmada anne-babalara yöneltilen “Çocuklarınızın neden psikolojik destek alması gerektiğini düşünüyorsunuz?” sorusuna verilen cevaplarda “kaygı ve korku” sorunlarının daha fazla öne çıktığını görülmüş.



Bu araştırmanın sonucu da çocukların okuldaki başarısının önem verilen konuların başında yer almasına rağmen, çocuklarının yaşadığı kaygı ve korku sorunları anne-babayı daha çok endişelendirdiğini ortaya koyuyor. Ancak çocuklarının yaşamlarında kaygı ve korkunun etkisini çok önemsemelerine karşın anne ve babalar, onların bu korkuları aşmasını sağlayacak fırsatları yaratmaktan çekiniyor gibi duruyor.



Cesur ve bağımsız olmak için gereken deneyimleri nasıl yaşayacak?


Tutku ve coşku içeren durumlar korkunun rahatsız ediciliğine dayanmamızı sağlar. Bir amaç sahibi olmak, korkutucu durumların yaşandığı zamanlarda cesaretin ortaya çıkmasını sağlar. Çocukların arkadaşlarıyla birlikte olması, oyun oynaması ya da hayatın değişik anlarını oturduğu yerden kalkıp yaşamasına olanak sağlayan her durum, cesareti ve kendine güven duygusunu geliştirir.

Hedefe erişmeyi önemli kılacak amaçlar, çocukları cesur adımlar atmaya, korkuya teslim olmamaya yöneltir. Bu nedenle çocuğunuza aktif olma, hareket etme ve özgürce seçme hakkı vermenizi öneririz.



Çocuklar nasıl öğrenir?


Deneyerek, görerek, koklayarak, duyarak, tadarak yani sahip oldukları beş duyu organını kullanarak ve sınırlarını zorlayarak öğrenir. Peki, çocuğunuzun sınırlara ihtiyacı olduğunda ona ne zaman sınır koymalısınız? Hangi sınırları kahramanca savunmalısınız? Tehlikenin açık ve somut olduğuna inandığınız her durumda ona sınır koyabilirsiniz. Ama sizin kaygılarınız gerçeklerin ötesine geçtiğinde, çocuğunuzun gelişimini engelleyecek birtakım durumlar ortaya çıkabilir.



Örneğin “Parka gitmelidir, ama...” diyen anne-babaları ele alalım. Çeşitli endişeler nedeniyle çocuğu evde tutmak ve televizyon karşısına oturtmak, söz konusu endişelerden uzaklaştırmak için doğru bir çözüm değil.



Tehlike içeride de dışarıda da var


Elbette, dış dünya çocuklar için de çeşitli tehlikeler içerir. Ama bu tehlikeler, tam da sandığımız yerde değil. Örneğin, ABD gibi ülkemize göre güvenliğe daha fazla önem veren bir ülkede bile, çocukların yaşadıkları tehlikeli durumların başında ev kazaları gelir.



Çocuğunuzun oturduğu yerden kalkıp deneyerek, yaşayarak öğrenmelerini engellemeyin. Çünkü engellemezsek ileride “keşke bıraksaydık da...” diyeceğimiz bir duruma; düşe kalka, kirlene temizlene büyümesine olanak verdiğimizde bunun tam tersine, “iyi ki bıraktık da...” diyeceğimiz bir kazanca dönüşür. Çocuklarımıza ilişkin kendi korkularımızı kontrol edebildiğimizde ve “keşke”ler kadar “iyi ki”lerin de rolünü artırabildiğimizde, çocuklarımızın hayata bakış açılarını olumlu yönde şekillendirmekte belirleyici olabiliriz.



Cesur davranış gelişimi


Çocuğun cesaretini ve kendine güvenini kazanması, ileriki yaşlarda karşılaşacağı daha korkutucu olabilecek durumları daha kolay aşmasına yardımcı olur. Korkutucu durumlarla karşılaştıklarında çocuklukta kazandıkları beceriler devreye girer. Hayatının birçok döneminde karşılaşabileceği yeni, dolayısıyla da hafif korkutucu olan durumlara gerçekçi yaklaşmasını, zorluklara dayanabilmesini ve onları aşabilmesini sağlar.



Anne-babaların cesaret gelişimine katkısı


Çocuklar, büyürken toplumsal hayatın içinde yer almalı. Bu sırada, annebabanın çocuğun çevresinde, erişebileceği fiziksel ve duygusal mesafede olması gerekir. Çocuk, karşılaştığı zorluklarla nasıl başa çıkacağına dair ebeveynlerinin yol göstericiliğine ve yüreklendiriciliğine ihtiyaç duyar. Ebeveynler çocuğun ihtiyacına duyarlı olduklarında, ona gereken donanımı sağlar. Bu kazandırdıkları donanımı uygulaması için sokakta, bahçede ya da okulda gereken özgürlüğü ona vererek, cesaretinin inşasına katkıda bulunabilir.



Korku, tehlikenin boyutunu yansıtmaz


Çocuk, korkuya teslim olmakla, korkularını aşmak arasında kaldığında ne yapacaktır? Korku duygusu, bir tehlikenin varlığını bize bildirir. Ancak tehlikenin korkutuculuğu, tehlikenin gerçek boyutunu yansıtmaz. Tehlikeyi olduğundan büyük değerlendirdiğince, korkumuz bizi durdurur, dondurur ve tutuklaştırır.



Tehlikeyi gerçekte olduğundan küçük gördüğümüzdeyse, cesaret değil “gözü kara” bir cüret ile hareket edebiliriz. Oysa çocuk, riskli durumları doğru değerlendirdiğinde, gerçek tehlikelerden gerekirse kaçabileceğini ve aşabileceği korkutucu durumların üstüne gidebileceğini bilir.



Doğru cesaret, korkuyu kabul etmekle, anlamakla ve doğru şekilde tahlil etmekle gelişir. Bu şekilde güvenliğimizi en üst seviyede korur. Cesur kişiler, korku duygusunu bilen insanlardır!



Çocuklar korkuyla ilişkilerini nasıl ayarlar?


Çocuklar, korkularına kaynaklık eden durumlarda, anne ve babanın tam desteğini hissettikleri ölçüde rahatlayabilir. Yersiz korkularla (düşersin, giysilerin kirlenir) çocuğunuza destek olmak yerine, onun hayatını gereksiz yere kısıtlarsanız, yaşayarak öğrenmesini ve korkuyu tanımasını engellemiş olursunuz. Bir yandan ona cesur ol ya da özgüvenli ol derken davranışlarınızla bunun tam tersi sonuçlara yol açabilirsiniz. Anlayacağınız, bir çocuğun düşüp kalkmadan, giysileri kirlenmeden büyümesi ve gelişmesi mümkün değil. Cesaret ancak yaşamaya, denemeye izin verdiğimiz ölçüde gelişir. Ona karşı engelleyici olmak yerine deneyerek öğrenme sürecinde erişim alanı kapsamında kalmanız, vereceğiniz en büyük destek.



“Kaçınmak, tehlikeyi yok saymak, uzak durmaya çalışmak ama hiçbir şey yapmamak, bir bakıma “psikolojik ölü” taklidi yapmak anlamına gelir.”



Korkuya beyin bilimleri açısından bakış


Bir korkutucu uyaran beyne ulaştığında, korkudan sorumlu beyin bölgesi amigdala, korkutan durumun ortaya çıktığı zorlayıcı koşulu, ileride hatırlatmak üzere, bir kenara yazar. Kişi kendini daha önce korkutmuş olan ortamı (ya da nesneyi) gördüğünde, beyin alarm sistemlerini çaldırmakta gecikmez. Amigdala alarmı çaldığında, tehlikeden kaçmak ya da tehlikeyle savaşmak gibi davranışlar ortaya çıkar. Ama, korkuyla mücadeleyi öğrenemeden, denemeden, yaşamadan büyümüş olanlar, aşırı korkunun çaldığı alarmın etkisiyle adeta donakalır.



Kımıldamama, hayvanlar dünyasında bir çeşit ölü taklidi yapmaktır insanlarsa, korktuklarında kaçınarak, yollarını değiştirerek tepki verebilir. Aslında tepkisizleşirler. Korkunun (insanda kaçınma, hayvanda donakalma dışında) doğurması beklenen normal tepkiyse, ya kaçmak ya da savaşmaktır. Korkuya teslim olmaksa, ne kaçmayı ne de savaşmayı içerir.



Kaçınmak kendini aciz, güçsüz ve yetersiz hissetmek olur. Ayağı sağlam yere basamayan, ürkek, tedirgin, adım atmaktan çekinen ve kararsız bir birey olarak büyümek pek arzulanan bir durum değil. Karar almadan durmak, korkutucu durumlarda savaşmak ya da kaçmak yönünde bir adım atmadan kalmak, bir tür psikolojik ölüm olan bezginliğe iter.



Kendini iyi hissettirecek bir meşguliyet içinde olmak nedir?


Örneğin, arkadaşlarla birlikte olmak, oyun oynamak, sevdiği bir faaliyette bulunmak, bir hedefe dönük hareket ediyor olmak ve bununla birlikte kazanmayı arzu etmek gibi durumlar kendini iyi hissettirecek bir meşguliyet içinde olmak olarak tanımlanabilir.



Giysiler kirlenecek, ortalık dağılacak gibi gerekçelerle harekete geçmekten kendimizi alıkoyduğumuz her durum, beynimizin korku sistemlerini gereksiz alarma geçirdiğimiz durumlar.



Çocuğunuzun kendini geliştirmesini sağlayan, özgürce oynadığı, denediği faaliyetlerin çoğu, ortalığın dağılmasına ya da giysilerinin kirlenmesine neden olabilir. Ama tüm bu durumların basit çözümleri vardır. Çocuk, özgürce bir deneyimle, korkuyu aşarak kazanabileceği cesareti geliştirme fırsatını kaçırdığında, hem korkusu derinleşir, hem de anne-babaların çok arzu ettiği güven duygusundan çok uzaklara düşer.

Prof. Dr. Yankı Yazgan

Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Nutellalı tatlı nasıl yapılır?
    Nutellalı tatlı nasıl yapılır?

    Süresi : 01:21 İzlenme : 1379

  • Bebek nasıl uyutulur?
    Bebek nasıl uyutulur?

    Süresi : 07:29 İzlenme : 3690

  • Esmer kadınlar için gece makyajı
    Esmer kadınlar için gece makyajı

    Süresi : 02:59 İzlenme : 2535

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 4935

  • Öksürüğe ne iyi gelir?
    Öksürüğe ne iyi gelir?

    Süresi : 01:21 İzlenme : 1945

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön