Bir çocuk küfür etmeyi nereden öğrenir?

Tamam 21'inci yüzyılda yaşıyoruz, iletişim kanallarımız hızla dijitalleşiyor, biz de dönem insanı olarak uyum sağlamalıyız ama bu çocuklar ne zaman kitap okuyacak? Kendi yaratıcılıklarını ne zaman ortaya çıkaracaklar? Bir de bu küfürleri nereden öğreniyorlar?

Bir çocuk küfür etmeyi nereden öğrenir?
Hayriye Mengüç
Bütün Yazıları

Ekim ayı sonuydu. Okullar yeni açılmıştı. Henüz aradan 1,5-2 ay geçmeden ilkokul 4'üncü sınıftaki oğlumun sınıf öğretmeninin acil bir veli toplantısı yapmasına anlam verememiştim. Kütüphanedeki masanın etrafında yerimizi almış merakla bekliyorduk ki durumu anlamıştım. Öğretmenimiz çocukların neden bu kadar küfür ettiğini soruşturmak için, bizimle biraraya gelmek istemişti. Müthiş bir sahip çıkma ve sorumluluk örneği gösteren öğretmenimiz, tüm velilerine; bu çocuklar bu denli yakası açılmamış küfürü nereden öğreniyor, niçin engel olmuşsunuz, diye sormak için bu toplantıyı düzenlemişti. Bizim oğlanın ağzından duymuştum; "şe.....z" dediğini... "Diğerlerinin yanında bu laf ne ki?" diyerek öğretmenimiz, daha beter şeyler duyduğundan yakınmıştı. O gün, kendi kendime, "Allah Allah nasıl böyle olabiliyor" diye düşünmüştüm.

 

T.Ö. ve T.S.

Ama şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü sanki bir milat yaşadık; tabletten önce (T.Ö.) ve tabletten sonra (T.S.)

O günlerde bizim evde tablet yoktu, bu tablet oğlumun elinde değildi ve oğlum izin versek belki de nasıl olsa tatil deyip, gün boyunca elinden düşürmek istemeyecek durumda değildi. Evet, ne yazık ki, son durum bu.

 

Geçen sabah sporda; oğlumun anaokulundan arkadaşı Atilla'nın annesiyle birlikteydik, sohbet ettik. Ama o da nesi? Sanki kendi oğlunu değil, 10 yaşındaki oğlumu anlatıyor.

 

Herşey "Anne, arkadaşlarımla ortak bir şey bulamıyorum, beni dışlıyorlar" sözüyle başlamış. Benzer sözleri ben de oğlumdan duymuştum, ama uzun zaman kulağımı kapatmıştım. Atilla'nın annesi Sinem, "Biz duymazlığa gelemedik, nasıl dışlarlar dedik, aldık tableti" diyor. Tıpkı oğlum gibi, okuldan geldiği gibi hemen tablete gömülüyor, özellikle popüler oyunların başında gelen Minecraft ve benzeri oyunları oynayan ve bu oyunları bölüm bölüm videolar haline getirip youtube'a yükleyen gençlerin videolarını soluksuz izliyormuş. Atilla'nın annesi anlatıyor:

 

"Bu videolar küfür dolu. Oynayanlar ağza alınmayacak küfürler savuruyor. Oğlum kulağında kulaklık, ortalıkta bizim yanımızda bu videolardan gözünü alamıyor. Bir ara kızdım, oğlum kulaklıksız izle, ben de duyayım, dedim. Bir-iki kulaklıksız izledi, olmadı. Engel olamıyorum."

 

Rap şarkıları ezberliyorlar

Benim oğlum da ne yazık ki aynı halde. Ama hala keşfetmediği bir şey var; rap şarkılar. Yine Atilla'nın annesi anlatıyor:

 

"Oğlum Youtube'a girip tüm rap şarkıları izliyor. İzledikçe ezberliyor. Bak anne ne kadar hızlı söylüyorum, diyor ama ne söylediğinin farkında değil. Dinleyince küfür ettiğini anlıyorum. Devamlı konuşuyorum oğlumla, tamam yavrum bazı şeyler bilinir ama uluorta söylenmez, bunlar ayıp şeyler, diye... Fakat çocuk makinelı tüfek gibi ne söylediğini bilip bilmeden tekrarlayıp duruyor bu sözleri. Bir de kendi aralarında adres değiş-tokuşu yapıyorlar. Biri bir yerde bir şey görüp dinlemişse, bir bakıyorum elinde minik not kağıtları, birbirlerine link adresleri yazıyorlar. Yani sınıftan biri böyle sakıncalı bir şey görmüşse, kurtuluşu yok senin çocuğun da öğreniyor."

 

Atilla'nın annesini dinledikçe, oğlumun çantasından çıkan minik not kağıtlarını hatırlıyorum.

 

"Aslında bu çocuklara zamanın önemini anlatmalı, bilgisayarı bir araç olarak kullanmaları gerektiğini öğretmeliyiz. Araştırma ve eğitim amaçlı kullanım için teşvik etmeliyiz" diyorum. Sinem Hanım, hemen atılıyor: "Tamam ders anlatımında, soru çözümlerinde faydalanıyoruz ama bir de kopya durumları var. Onu da dün keşfettim; bir site var, bizimki bilemediği soruları oraya gönderiyormuş, anında çözümünü gönderiyorlarmış."

 

Hem çocukları hem kendimizi paralıyoruz

Şaşkınım ve de üzgün... Meğer, geçen ay telefonumu yenilerken satıcının "Ne olacak canım, ayda 10 TL taksitle" diyerek, elimize tutuşturduğu tabletle biz nasıl bir dünyaya adım atmışız. Sanki çocuğumuz geri kalıyormuş gibi bir hisle kendi elimizle biz, kendimiz; bu çocukların eline böyle bir aleti veriyoruz ve sonra da onların elinden almak için kendimizi paralıyoruz. Geçen kar tatilinde ve sömestr tatilinin ilk haftasında olduğu gibi...

 

Babasının sabah işe gitmeden önce yaptığı tüm kullanım uyarılarına rağmen, hem de sadece üç saat kullanacağına söz vermesine rağmen oğlum, sömestr rehavetiyle; sabah 09:30'dan akşam 19:00'a kadar sadece şarjı bittiği için kısa aralıklarla tablete ara veriyor. Onunla bu konuyu konuşmaya çalıştığımda, babasına verdiği sözü tutmadığı konusunda herhangi bir vicdan azabı duymadığı gibi; tablet ile zaman geçirmenin onun hakkı olduğunu, bunu da hak ettiğini; benim onu gereksiz yere uyardığımı ve bu durumdan rahatsız olduğunu söylüyor.

 

Çözüm bulmalı

Nerede kaldı; vicdanlı çocuk, çocuğa saygılı ebeveyn, birlikte kaliteli zaman geçirme, üretme, yaratıcılık ve diğer bir sürü idealize ettiğimiz şeyler... En kötüsü de kitap okumaması. Çünkü vakti yok! Daha önce eve alınan ama nedense (!) hemen kırılıveren diğer tabletler gibi sanırım bu tabletin de kırılma vakti, çoktaan geldi de geçiyor bile. Ama çözüm değil.

 

Titiz bir anne olarak yaşadığım bu açmazlara karşılık, konunun öneminin farkında olmayan ebeveynlerin çocuklarını düşünemiyorum. Ayrıca herkes bizim gibi duyarlı ve sorumlu bir sınıf öğretmenine de sahip değil. O toplantıda; çocuklara dilekçe yazmayı öğrettiğini, eğer arkadaşlarından biri kendisine küfür ediyorsa, müdüre dilekçeyle şikayet hakkını kullanabilecekleri konusunda bilgi verdiğini anlatmıştı. Müdürle danışıklı-döğüşe girerek tabii ki. Gerçi bu yöntem de tartışılabilir, ama yine de öğretmenimizin çözüm geliştirme yolundaki çabasını takdir ediyorum.

 

Şimdi, şu aşamada; benzer sıkıntıları yaşayan anneler olarak sanırım yeni yaklaşımlara ihtiyacımız var. Pes etmeden, üzerinde durarak, titizlikle, iyilik ve güzellikle anlatmalı, göstermeli. Elimizdeki telefonları, tabletleri, laptop'ları bir kenara bırakarak... Başta TV olmak üzere tüm ekranlardan uzaklaşarak... Biraz daha yaratıcı olup, çocuklarımızı kanatlarımız altına alarak... Onlara masal anlatalım, kitap okuyalım, birlikte oyun oynayalım, gezelim, yemek pişirelim. Hayatı sanal ortamda değil, 'gerçekten' ve çocuğumuzla 'birlikte' yaşamak için. Hem de ergenlik çağı başlamadan... 

Yoksa pişman olacağız.  

 

 

 

Hayriye Mengüç 

***

 

 Siz de yazınızı gönderin, yayınlayalım

HTHayat.com Okur Blogu herkese açık!

 

Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0
Yorumlar
  •  
    03 Aralık 2016 Cumartesi 10:49

    aşırı küfür ediyorlar

    Cevapla

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön