“Neva”, mürekkebin rengi…

Yazarımız Kalust Şalcıoğlu'nun "Neva" filmi izlenimleri...

Bugün vizyona giren Neva filminin, dün gece gala davetlisiydim. Filmin konusu ile ilgili detay verip oyunbozanlık yapmayacağım. Anlatıma geçmeden önce film süresince aklımdan geçen mürekkebin rengini söyleyeyim. Hangi mürekkep mi? Hikâyenin kahramanı olan Neva bu romanı yazmış olsaydı, yazarken kullanmış olacağı kalemin mürekkebinin rengi… Renk… Bekleyin, yazının sonunda…

 

Ilgın Olut'un Hacettepe Üniversitesi'nde ihtisas yaparken yaşadığı aşkı kaleme aldığı kitabı, 2000 senesinde Dünya Aktüel Ödülleri En Çok Satan Roman Ödülü'nü kazanmış. Film, Ilgın Olut'un 10 yılda 500 bine yakın bir satış rakamına ulaşan aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanmış. Senaryoyu Can Arca, romanın yazarı Ilgın Olut ile birlikte yazmış. Aynı zamanda yapımcılığı da üstlenen Arca, filmin yönetmenliğinde de Birkan Uz ile beraber görev almış.

 

Filmde Neva karakterini Başak Parlak, Ilgın karakterini ise Şükrü Özyıldız canlandırmış. Ayrıca izlerken hatırlamaktan keyif alacağınız Bedia Ener, Levent Özdilek ve Nergis Kumbasar gibi oyuncular da var.

 

Ilgın 26 yaşında bir genç. Kızımız Neva da aynı yaşlarda. İkisi de “kalplerinin” ne işe yaradığını birbirlerinde keşfedince, fakültede tanışan bu gençler evlenmeye karar veriyorlar.

 

Film esnasında her izleyicinin kendisinden ya da çevresinden bir sevgi tınısı duyacağını biliyorum.

 

Çünkü Neva, bir aşk öyküsü olarak adlandırılsa da, günümüze uyarlandığında aslında bir çaresizlik öyküsü...

 

Çünkü Neva, Doğu ve Batı kültürlerinin “ılımlı” birleşim noktası olarak gördüğümüz ülkemiz gençlerinin yaşadıkları yalnızlıklarının bir bilmecesi…

 

Çünkü Neva, en “modern” ve hatta en “açık görüşlü!” erkeğin bile, kendisini büyüten anası gibi bir kadınla evlenmek istediğini fark ettiği anda, gözünden dökülen kan damlalarının izleri…

 

Çünkü Neva, erkekler için bazı değerlerin, sadece beraber “öleceği” kadında önem kazandığının bir göstergesi…

 

Ve aslında Neva; erkeklerin, ancak kadınları geçmişleriyle de içlerine sindirebildiklerinde kabullenebildiklerinin bir kanıtı…

 

Ilgın Olut, "Filmin galasından çıktığım an, her şeyi hiç yaşanmamış gibi sileceğim. Bu film benim için bir anlamda terapi niteliği taşıyacak. Filmi ben izledim. 'Neva'yı herkesin beğeneceğine inanıyorum" demiş...

 

Olut 5 yaş daha genç ya da çok daha muhafazakâr ve kapalı yetişmiş bir çevrenin evladı olsaydı, bu söze terbiyeme sığınarak “güler” geçerdim. Olut’u inancına ve kalbine değil, sabahları tıraş olurken baktığı aynaya havale ediyorum... Kendisi şunu unutmamalıdır ki, kişi her konuda kendi içinde kendini “aklayabilir”… Çünkü var olma, yaşayabilme ve acılara katlanabilme “oyunu”nun kuralıdır bu… Değerlendirdiğimiz her düşünce, fikir ve durumu savunan savcı, iddia ve savunma makamları, hâkim, avukatlar, tanıklar, dosyayı hazırlayan polisler, mahkeme salonu, mübaşir, delillerin saklandığı çekmeceler… Bunların hepsi aklımızdır. Ve bu kadar kendine “çalışan” bir düzende hiçbir insan, “hayatı sona ermediği” sürece, istese de kendini haksız çıkaramaz!

 

Bu nedenle filme, romana, sevene, sevmeyene, galaya “sığınmaya” gerek yok Sayın Olut… Çünkü siz kendinizde saklısınız…

 

Genel olarak senaryonun nasıl olduğunu, yönetmenin ve oyuncuların başarılarını değerlendirmeme gerek yok…

 

“2013 Türkiyesi”nde herkes, kesinlikle bu filmi izlemeli ve izleyecek…

 

Bu arada yazının başındaki mürekkebin rengine geleyim… Bana göre bazen gözyaşı mavisi, bazen temiz bazen de kirli kan kırmızısı…

 

Bakalım sizin için Neva’nın mürekkebi ne renk çıkacak?

 

Aşkla değil, sevdiğinizle kalın…

 

Yazı: Kalust Şalcıoğlu

 



SERVİS