Bülent İnal hakkında bilmedikleriniz

Bülent İnal’ın yeni dizisinde canlandırdığı karakterden yola çıkarak önyargılar ve kader üzerine düşüncelerini öğrenirken, Urfa’da çocuk olmanın zorluklarından ve özlemlerinden bahsetti

Bülent İnal hakkında bilmedikleriniz

Yeni bir projede rol almaya başladınız. Reyting bir oyuncu olarak endişelendiriyor mu sizi?
Taşımıyoruz dersek, yalan olur. Reyting alalım diye bu sektörün içinde değiliz tabii ama yaptığımız işlerin devam edebilmesi için de buna ihtiyacımız var. Ekmek paramızı buradan kazanıyoruz sonuçta. Kanallar ve yapımcılar nasıl daha yüksek reyting alabilecekleri üzerine fikir yürütüyorlar ve buna uygun projeler üretmeye çalışıyorlar. İstatistikler Türk halkının çok büyük bir bölümünün televizyonda sadece dizi izlediğini gösteriyor. O yüzden de kanallar daha çok dizi yaptırmak istiyor. Çok dizi olması, bizi mutsuz etmez, çünkü çok dizi demek, birçok arkadaşımızın ekmek parası kazanması demek. Bir Çocuk Sevdim, senaryosu gereği bu bahsettiklerinizi kapsıyor aslında. Ailelerdeki korkular ve biraz da baskılarla kurulmuş bağları, ahlaki kavramları ve onlara gereğinden fazla önyargıyla bağlanıp ailenin kendi içindeki sıkıntılarını anlatan, muhafazakâr aile yapısı ve içindeki çatışmalardan yola çıkarak hazırlanmış bir hikâye. Bütün karakterler yavaş yavaş bağlı oldukları o ahlaki kavramları istemeden ya da karşı koyamayarak yıkmaya başlayacaklar. Aslında herkes kendiyle çaktırmadan içten içe hesaplaşacak.

Canlandırdığınız Timur karakteri bu hikâyede nasıl bir yerde duruyor?
Senaryoyu ilk okuduğumda Timur karakterinin derinliği beni çok etkiledi. Diğer karakterlere göre biraz daha esrarengiz. Çok fazla duygularını ele vermeyen biri. Gençliğinde yaşadığı bir sorun sebebiyle duygusal bir yıkıntı yaşamış ve iç dünyasını dışarıya kapatmış bir karakter. Hayatta
kızından başkası yok. Ona bile mesafeli ve aslında iş yerindeki servis şefi dışında kimseyi
de dünyasına sokmuyor. Diğer yandan kimseyi takmayan, başına buyruk biri ta ki Mine karakteriyle karşılaşana kadar.

Biraz da kendini kaderin akışına bırakmış biri, değil mi?
Evet, alacağı bazı kararları attığı zarlarla veriyor. Bu bir hayat felsefesi ama kendinden emin ve kesin kararlar verebilen bir insanın bazı önemli kararları alması gerektiğinde zara başvuruyor olması ilk başta enteresan gelmişti. Onu kendi hayatımla özdeşleştirince, aslında çok da farklı
olmadığını düşündüm. Zarlar bizim her gün verdiğimiz kararların simgesel bir anlatımı, çünkü hiçbirimiz önemli bir karar verirken, doğru mu yoksa yanlış mı sonuç doğuracağını bilmiyoruz. Hepimizin hayatı biraz böyle. Her gün zar atıyoruz ve sonucunun doğru mu, yanlış mı olduğunu
bilmiyoruz.

Sizin kadere inancınız ne kadar?
Bu cevap verilmesi biraz zor bir soru. Kadere inanıyorum ama kader bir tesadüf müdür bilmiyoruz. Ona biz kısaca kader diyoruz. Tabii ki hayatımda enteresan şeyler oldu. Hiç beklenmedik anlarda beklenmedik şeyler yaşadım.

Zar atar gibi hayatınızı yaşadığınız hiç oldu mu?
Eskiden biraz daha zar atar gibi hayatı yaşıyordum ama yaşım ilerleyince, çok daha fazla düşünmeye başladım. Sonuçta bence alınan bütün kararların hepsi yine gelip o zara dayanıyor. Kendinizle baş başa kaldığınızda kalbiniz ne diyorsa, onun peşinden gidiyorsunuz.


Oyunculuğun yanı sıra mutfak kısmında da yer almayı düşünüyor musunuz?
İşin içinde olduğunuz zaman dönem dönem bir takım şeyleri merak ediyorsunuz. Arkadaşlarımla birkaç sene önce bir kurs hatta bir okul gibi bir birim kurma hayalimiz vardı. Senaryo, reji, sinema, tiyatro üzerine hep beraber tartışalım, üretelim, yazalım, çizelim istiyorduk.

Sonrasında niye rafa kalktı?
Aslında tamamen rafa kalkmadı. Ben her sene birileriyle görüşüp bu projeyi harekete geçirmeye çalışıyorum ama bir noktada yalnız kalıyorsunuz. O zaman da hevesiniz kırılıyor. Bu sene de hareketlendik ama insanlara da kızamıyorsunuz. Bir süre sonra iş, para kazanma gibi şeyler öne geçiyor ve insanlar da doğal olarak önceliklerini bunlara veriyorlar. İlk başta hissedilen o heyecan
yok olmaya başlıyor. ‘Seneye yaparız’ derken, hayat geçiyor. Belki de kimseyi beklemeden tek başıma bu yolculuğa çıkarım.

Geriye dönüp baktığınız zaman, ‘Keşke şunu yapmasaydım’ dediğiniz bir nokta görüyor musunuz?
‘Keşke’ demeyi sevmiyorum ama maalesef hayatımızda keşkeler oluyor. Ancak tekrar oturup düşününce, o kararları kendim verdiğimi hatırlıyorum. Kimse bana silah zoruyla o kararları aldırtmadı. Demek o zaman öyle düşünüyormuşum ve öyle kararlar almışım diyorum. Aldığım
hatalı kararların cefalarını da çektim ama bu benim hayatım. Güzelliklerini de kötülüklerini de ben yaşıyorum. Şu an olduğum yerden mutsuz değilim.


İç huzurunuzu bu şekilde koruduğunuzu söyleyebilir miyiz?
Aslında en önemlisi ‘Bu benim hayatım, bu kararları ben aldım’ diyebilmek. Şu an bulunduğum yerden ve hayatımdan mutluyum. O yüzden herhangi bir iç sıkıntım yok. Tabii ki bazen boşluklara düştüğümüz, kendimizi yalnız, mutsuz hissettiğimiz anlar oluyor. Ama o zaman da bir şekilde tutunacak dallar buluyorsunuz. Hayat bir şekilde sizi bulunduğunuz yerden tutup çıkarıyor.


Küçükken, birçok şehir gezmişsiniz. Bunun size kazandırdıkları neler?

Yüzde 100 doğru bir kanı ya da bilimsel bir sonuç değil belki ama çevremi gözlemlediğimde ve kendi iç yolculuğumu incelediğimde, göç eden insanların iç dünyalarındaki zenginliği fark edebiliyorum. Bu biraz iç zenginlikte ve hayata bakışta farklılık getiriyor insana. Empati dediğimiz yeteneği kazanmanızda yardımcı oluyor. Urfa’da doğdum ve yedi yaşına kadar oradaydım. Türkiye’nin doğusunun en karanlık olduğu dönemde, film gibi sahnelerin yaşandığı yıllarda,
çocukluğum geçti. Birden o çocukluğun içinden, büyük bir şehre, İstanbul’a göç ettik. Sonra oradan İzmir’e geçtik. Ege kültürüne yolculuk yapmış olduk. Bu yolculukların  beni çok zenginleştirdiğini düşünüyorum.

Çocukluğunuzun geçtiği o karanlık yıllara dair başka neler hatırlıyorsunuz?
Annem ve babam memurdu. Babam postanede çalışıyordu, Urfalıydı. Annem de ebe hemşireydi. O da Bitlis doğumlu. Görücü usulü evlenmişler. Urfa’nın Hilvan ilçesinde doğdum ben. Açlık
sorunumuz yoktu, memur ailesiydik ama terörün en yoğun olduğu yıllarda yaşadık. Geriye dönüp
baktığımda çok güzel bir çocukluk geçirdiğimi düşünüyorum. Urfa’ya dair hatırlamak istemediğim tek şey çatışmaların yaşandığı yıllar.

O döneme dair özlediğiniz ve mümkün olsa tekrar yaşamak istediğiniz neler var?
Damda ya da avlularda yatardık. Büyük sofralar kurulurdu. Akrabalarımıza gider gelirdik. Ben de kalabalığı, büyük sofraları çok severim. Belli ki o zamanlardan kalmış bana bu huy. Herkesin bir araya gelmesi için hala emek veririm.


 O yıllarda Doğu’da yaşanan çatışmalar sizi nasıl etkiledi?
Hayatımızı ister istemez etkiliyordu. Çocuktuk o zamanlar ve film gibi geliyordu her şey. Annemle babamın çok zor günler geçirdiğini şimdi düşününce daha iyi anlıyorum. Biz lojmanda kalıyorduk
ama her gece, her saat bir yerlerde ölüm hep vardı. Sürekli hastanenin bahçesine traktörlerle cesetler getiriliyordu. Biz bunlarla büyüdük ama başka türlüsünü de bilmediğimiz için hayatın kendisi böyleymiş gibi geliyordu o zamanlar.

Annesinin ve babasının sözünden çıkmayan bir çocuk muydunuz?
Çok yaramaz değildim ama biraz inatçıydım sanırım. Bir şeyi istediğim zaman muhakkak yapılması gerekiyordu. Bir ayakkabı istiyorsam, onu aldırana kadar evi perişan ederdim (Gülüyor).


Kafanıza koyduğunuzu, hala aynı inatla yapmak istediğiniz oluyor mu ?
Maalesef bu huyumun büyük bir kısmı halen duruyor ama bu inadımı iyi yöne kullanmaya çalışıyorum. Gerçi halen yaptığım bazı inatlar beni rahatsız ediyor, çünkü hayatta bazı şeyler olabilir ya da olmayabilir. Olgunlaştıkça kendinizi terbiye etmeye alışıyorsunuz.


Gerçekleşemeyecek bir şey konusunda inat ettiyseniz, bu sizi zorluyor olmalı.
Beyninizin bir yerini hep kemiriyor o duygu ama zaman içinde biraz kurtuldum bundan. Her şeyi artık oluruna bırakmaya başladım.

O küçücük çocuk, İstanbul’a ilk geldiğinde neler yaşadı?
Biz geldikten iki ay sonra darbe oldu. İstanbul’da bunu çok ağır yaşamadık tabii, orada olsaydık ağır yaşayacaktık. Annemle babam terörden ve baskıdan bizi kurtarmak için tayin isteyip, Urfa’dan
kaçtılar. Benim için o sıralar önemli olan sosyal hayata uyum sağlamaktı. İlkokul birinci sınıfı Bursa’da okumuştum. İstanbul’a gelince ikinci sınıftan devam ettim ama keşke beni birden başlatsalardı. Hiçbir şey bilmiyordum. Sınıftaki arkadaşlarım benden çok ilerideydiler. İçime kapanmaya başladım. Öğretmenimiz çok sert birisiydi. Dayak yemediğim gün yoktu. Bu yüzden daha da içime kapandım. Doğal olarak iyi bir eğitim almış şekilde ilkokulu bitirmedim. Ortaokul da
biraz öyle geçti. O göç serüveninin içindeki en büyük üzüntüm de bununla ilgili. Daha iyi eğitimler almak isterdim. Ama maalesef o dönemin şartları böyleydi.


Tiyatroyla tanışmış olmak, hayatınızın dönüm noktası mı oldu?
Özellikle babam öldükten sonra daha çok içime kapanmıştım. Bu durum erkek çocukları için biraz daha zordur, çünkü hayattaki rol modeliniz yok oluyor. Hayata dair korkularım oluşmaya
başlamıştı. Ailemin sıkıntıları vardı. O sıra İstanbul’dan İzmir’e taşındık. Yine başka bir şehir, başka bir hayat. Lise son sınıfta bir arkadaşımla beraber Bornova Belediyesi’nin verdiği tiyatro kurslarına
yazıldık. Değişiklik olsun diye başlamıştık sadece. İşte kader, tesadüf denen bir şey varsa, o buydu. Tiyatro ile tanıştım. İster istemez sosyalleştim. Bu da kendime dair güven eksikliğimin yavaş yavaş gitmesini sağladı. Bunu sağlayan şey hayatınızdaki mucize oluyor ister istemez.

Bir Urfa’lı olarak yemekle ve acıyla aranız nasıl?

Acı yerim ama sabah akşam elimde pul biberle gezerim diye de bir şey yok. Asıl yemek yemeye takıntılıyım. Hem yapmayı çok severim hem de yemeyi ama bir süredir yapmamaya çalışıyorum, çünkü yemeği ben yaptığım zaman daha çok yiyorum. Bazen ‘Kursa mı gitsem acaba’ diyorum. Çünkü çok büyük bir merakım var ama diğer yandan da korkuyorum çünkü merak ettiklerimi öğrenirsem, perişan olurum, daha da kilo alırım (Gülüyor).

Marie Claire dergisinin haberine göre Bülent İnal'ın favorileri
En sevdiği film: The
Godfather
En beğendiği yönetmen:
Francis Ford Coppola
Hayatının fon müziği: Göksel
Baktagir - Masum Aşk
Fobisi: Az da olsa yükseklik
Başucu kitabı: Cyrano de Bergerac
Onu en güldüren kişi: Eşi Melis
Küçükken kimin hayranıydı: Türkan
Şoray ve Kadir İnanır

Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0

SON EKLENEN VİDEOLAR

  • Grip aşısı kimlere yapılmalıdır? Oynat
    Grip aşısı kimlere yapılmalıdır?

    Süresi : 02:33 İzlenme : 192

  • Horlama neden olur ve tedavi yöntemleri Oynat
    Horlama neden olur ve tedavi yöntemleri

    Süresi : 02:11 İzlenme : 10

  • Polikistik over sendromu ve tedavisi hakkında herşey... Oynat
    Polikistik over sendromu ve tedavisi...

    Süresi : 02:21 İzlenme : 18

  • 2 yaş sendromu nedir ve nasıl başa çıkarız? Oynat
    2 yaş sendromu nedir ve nasıl başa çıkarız?

    Süresi : 08:15 İzlenme : 7

  • Hayalet Dayı Oynat
    Hayalet Dayı

    Süresi : 02:10 İzlenme : 4

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git