Ne yersen osun...

Ortaçağdan bu yana tartışılan yiyecekler ve sosyal statü arasındaki ilişkinin gösterdikleri.

Oğluma Gezi Parkı’ndan arta kalan zamanında “manasız, klasik baba soruları” soruyorum: “Bugün ne yediniz?”

 

Cevap: “Gaz!” Hemen aklıma “başlangıçta gaz vardı sonra hayat başladı” tweet’i geliyor. “Ne yersen osun”. Bu başlık 2010 Nisan’ında Bilkent Üniversitesi’nde düzenlenen Yemekte Tarih Var Sempozyumu’ndan. Tarih Vakfı Yurt Yayınları’nın Mayıs 2013’te yayınladığı kitap ise sempozyum bildirilerinden oluşuyor.

 

Avcı, Erkoç ve Otman tarafından derlenen metnin alt başlıklarından biri de yukarıda naklettiğimiz söz. Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Huriye Reis “Ortaçağ İngiliz Edebiyatında Yemek ve Kimlik” üzerine bir çalışma yapmış: Chaucer’ın Canterbury Hikâyeleri ve Langland’ın Piers Plowman adlı eserinde yemek ve yiyeceğin, ortaçağda sürekli değişim içinde olan, insanların sorgulayıp değiştirmeye çalıştıkları sosyal sınıf ve toplumsal kimlik konusunda onlara yol gösterecek belirleyici olarak sunulduğu savunulmaktadır.

 

Ortaçağ İngiliz edebiyatı, ortaçağ insanının “ne yersen osun” düşüncesini kimlik oluşturma açısından geçerli bir görüş olarak takip ettiğini göstermektedir. Ortaçağda kanunlar, “aristokrasi, din adamları ve diğerlerinden oluşan her sosyal sınıfa özgü mönü ve yemekleri” düzenlemektedir. Sistemin düzenli işlemesi için herkesin yerinin belli olması, yerinin muhafaza edilmesi ve bu sosyal hiyerarşinin sarsılmaması gerekir. Diğer bir deyişle, feodal sistemin kendini devam ettirmesi için oluşturulmuş otoriter ve sarsılmaz bir kurallar bütünü vardır [...] Ortaçağ yazarları sadece kişinin yemek alışkanlıklarına değinerek o kişinin sosyal hiyerarşideki yerini saptamamızı sağlayabilir. Yine de, ortaçağ İngiliz edebiyatı bir yandan insanların yiyecek ve yemeği kullanarak nasıl sosyal statülerini iyileştirmeye çalıştıklarını da göstermektedir. Chaucer’ın Canterbury Hikâyeleri ve Langland’ın Piers Plowman adlı eserleri, yemek ve yiyeceğin geleneksel kolektif kimlik kurallarını ve yemek yoluyla oluşturulup deva ettirilen sosyal farklılıkları sorgulama çabasının gösterildiği eserlerdir. Bu eserlerde görüldüğü üzere yemek alışkanlığı, insanların sistemi sorgulamalarına ve yiyeceklerinde yaptıkları değişiklikler yoluyla daha tercih edilen kimlikler edinmelerine yardımeden önemli bir olgudur [...]

 

İki fasulye ve kepek ekmeği

Uygun yiyeceğin uygun kişi ve sosyal gruplarca tüketilmesini teşvik eden Langland, Piers Plowman’da yiyecek ve kimlik ilişkisinin farkında bir tutum sergiler. Langland için fakirin zenginlik ve yiyecek yoluyla statüsünü değiştirmeye çalışmayıp kendi soyal konumunun sınırları içinde yaşaması önemlidir. [...] İnsanları “Açlık’la” (orijinal metnin kişisi) kontrol altına aldıktan sonra, para bulunca nasıl davrandıklarını anlatan Langland, bugünlerde “işçi yüksek maaş almazsa kızıyor ve işçi olarak doğduğu güne lanet ediyor [...] oysa açlık hükümsürdüğünde hiçbiri şikâyet etmemişti” diye yorumda bulunur. Langland fakirlerin parasız çalışmamaları durumunda mevcut düzenin tehdit altında kaldığının da farkındadır. Çok çalışmayı “Açlık’a” bir çare olarak sunar ama köylünün neler yemesi gerektiğini de belirler. “Açlık” gitmeden önce yemek isteyince, fakir bir çiftçi olan Piers et veya tavuk alacak parası kalmadığını anlatır. Ancak “birkaç kalıp taze peynir, biraz lor, kaymak, bir yulaf pastası” ve çocukları için pişirdiği “iki fasulye ile kepek ekmeği” vardır. Piers’ın yiyecekleri arasında “salam” da yoktur. Ona “et ve soğan kavurma” yapacak bir aşçısı olmadığını da vurgular.

 

Acıktığında yiyebileceği şeyler topraktan üretilen, mevcut hiyerarşideki konumuna uygun yiyeceklerdir. Dolayısıyla yemek listesinde “biraz maydanoz, arpacık soğanı ve bol miktarda lahana” vardır. Sahibi olduğu inek, buzağı ve atı ise kuraklık “bitene kadar gübresini taşımak için kullanmak ve hasat zamanına kadar elindeki yiyeceklerle idare etmek” durumundadır. Diğer köylülerin yiyecekleri de benzer türdendir. Onlar da bezelye kabuğu, fasulye, soğan kiraz ve pişmiş elma gibi yiyeceklere sahiptir. Piers “Açlık’tan” köylülerin hayatını bağışlamasını isteyince “Açlık’ın” tavsiyesi köylülerin sosyal statülerinin üstünde heveslerle yemeklerinde değişikliğe gitmemeleri yönündedir. Köylüler paraları olduğunda da zengin yemekler değil, fasulye ve kepekten yapılma ekmek veya süt ve adi bira gibi yemekleri tercih etmelidir.” Sakın yanlış anlama olmasın, yukarıdakiler, İngiltere ve ortaçağ..

 

Haber: Ali Esad Göksel



SERVİS