Mehtap Ar: "İstanbul kesmezdi Aysel’i o, olsa olsa uzaylı olurdu"

Geçenlerde Mehtap Ar’la karşılaştık, söz döndü dolaştı Aysel’e geldi. Mehtap’a, “İstanbul kadın olsa Aysel Gürel olurdu” dediğimde “İstanbul kesmezdi annemi... Aysel olsa olsa uzaylı olurdu” diyor.

Mehtap Ar: "İstanbul kesmezdi Aysel’i o, olsa olsa uzaylı olurdu"

“Delilik bazen gerçeklere verilebilecek en doğru tepkidir” lafı sanki Aysel Gürel için söylenmiş. O güzelim ezgilerle, sözlerle hayatımızda o kadar iz bırakmış ki rahmetli, hâlâ onu konuşuyor, hâlâ onun şarkılarını dinliyoruz. Geçenlerde Mehtap’la karşılaşınca söz doğal olarak yine Aysel’den ve onun tribüte albümünden açıldı. Ajda’nın ‘Ayıpsın’ı, Tarkan’ın ‘Firuze’yi, Ata Demirer’in de ‘Doymadım Doyamadım’ı söyleyeceği belli olmuş. Bu projenin devamı da gelecekmiş. On şarkılık ilk CD’den sonra ikincisi ve üçüncüsü de raflarda yerlerini alacakmış.

 

Aysel’den söz açılınca Mehtap’ın yüzünde hem hüzün hem de özlem dolu bir ifade beliriyor. “Onu unutmuyoruz ki hiç” diyor. Müjde, haftanın üç günü “Aysel’i çok özlüyorum” diye ağlıyormuş. Aysel eve geldiğinde zile parmağını dayar ve kapı açılana kadar çekmezmiş. “Ulan kapının dibinde mi yaşayacağız, ev hali bu” diye düşünürdük, ama annem içeri girince ‘Ben ayrıcalıklıyım geldiğimin bilinmesini isterim’ derdi. Şimdi Müjde ‘Keşke yaşasaydı da elini hiç zilden çekmeseydi’ diyor. Zaman acıyı azaltıyor ama özlemi artırıyor” diye anlatıyor.

 

‘Diskoya götürdü’


Ama Mehtap her zaman işi bu kadar dramatize etmiyor tabii ki... Düşünsenize “Seks dedim aykırı oldum, fin fon dedim çağdaş ozan oldum” cümlesini kuran bir kadının kızı o. Öyle matrak hikâyeler anlatıyor ki Mehtap, hüzünle kahkahalar arasında dolanıp duruyoruz. Daha 15 yaşındayken Mehtap ve Müjde’yi ellerinden tutup bir cumartesi matinesine, o günlerin en gözde diskosu Hydromel’e götürmüş Aysel. “Ablamla şaşırıp kaldım” diyor Mehtap, “Bangır bangır müzik, yanıp sönen ışıklar... İlk defa görüyoruz.”

 

Neden götürmüş sizi oraya?

Öğrenelim diye. Öğrenecekmişiz aklımız oralarda kalmayacakmış. Biz öyle saksı gibi otururken genç bir çocuk gelip bunu dansa kaldırmaz mı? Çok sinirlendik, biz bekliyorduk, onu dansa çağırdılar. Ama Aysel bizden güzeldi doğrusu...

 

Sezen ile Aysel'in bağı doğumdan

Aysel kendini hep genç ve güzel hissetmiş zaten. Yıllar sonra doğum gününde “Sevgiliniz kim?” sorusuna verdiği cevaba bakar mısınız: “Dünya üzerindeki bütün kızlar benim kızım, bütün erkekler de benim...”

 

Laf lafı açıyor, Aysel’in ailesinden söz ediyoruz. Anneannesi ve dedesi Erzincanlıymış. Babası hâkimmiş Aysel’in, aynı zamanda da hafız. Bu arada çok ilginç bir bilgi daha öğreniyorum. Aysel, ailesi oraya yerleştiği için Denizli Sarayköy’de doğmuş, biz hep İzmirli biliriz ama meğer Sezen de Sarayköy doğumluymuş. Demek ki kader birlikleri daha doğumlarından başlamış müziğin iki kraliçesinin.

 

Şarkı sözü değil...


Mehtap’ın oğlu Söz’ün adını Aysel koymuş. Önceleri ultrasonda çocuğun kız olacağını söylemişler. Önce ‘Berrak’ derken ‘Su’da karar kılınmış. Erkek olacağı anlaşılınca Aysel demiş ki, “Söz olsun.” “Herhalde şarkı sözlerine gönderme yapmıştır” deyince “Hayır, hiç alakası yok” diyor Mehtap. “Sözünün eri olsun, mert olsun diye düşündü Aysel...”

 

Mehtap, “Müjde Söz’e neredeyse ikinci annelik yapıyor” diyor ve ekliyor: “Teyze anne yarısıdır zaten. Ama Müjde’nin çok emeği vardır Söz’de. Ben sabahlara kadar çalışmak zorundaydım. Onun da şekerden dolayı çocuğu olmamıştı. Ercan (Karakaş) ve Müjde çok ilgilendiler Söz’le.”

 

Dayak ötekine


Rahmetlinin bir televizyon programında “Kızları çocukken çok dövdüm, şimdi pişmanım” dediğini hatırlıyorum.

 

Mehtap: "Döverdi, ama Aysel müthiş bir anneydi” diyor... Ama cezaları da müthişmiş doğrusu.

 

“Odun sobalı tek göz bir evde oturuyoruz. Dayak lafını duyunca kaçmaya çalışırdık ama nereye kaçıyorduk? Yatağın altına... Sonra anladık ki kaçmanın bir anlamı yok, nasılsa dayağı yiyeceğiz, öylece durup beklerdik.”

 

“Müjde mi sen mi? Hanginiz daha çok dayak yerdiniz” diye sorunca Mehtap, bu güne kadar hiç duymadığım ceza sistemini şöyle anlatıyor:

 

“Annemin çok değişik bir tarzı vardı. Müjde hatalıysa beni, ben hatalıysam Müjde’yi döverdi. Bilirdik ki bunu vicdan azabı çekmemiz için yapardı.”

 

Çöp karıştırması

Aslında Aysel’in hikâyeleri anlatmakla bitmez. Mesela tıraş bıçaklarını çöpe atmadan önce kâğıtlara sararmış. “Neden?” diye sorarmış Mehtap’la Müjde. “Eğer bir gariban çöpleri karıştırırsa eli kanamasın” dermiş. Yıllar sonra en zengin döneminde Nişantaşında da çöpleri karıştırdığını duymuştum. Bunu sorunca “İleride hepiniz bir gün çöpleri karıştırabilirsiniz mesajını veriyordu” dedi Mehtap...

 

Son olarak “İstanbul kadın olsa Aysel Gürel olurdu” diye bir laf var biliyor musun?” diye soruyorum Mehtap’a “Onu ilk defa duyuyorum” diyor ve ekliyor: “İstanbul kesmezdi annemi... Aysel olsa olsa uzaylı olurdu...”

 

Aysel hayatı boyunca ağzına içki koymamış

Rahmetli Aysel’in şarkı sözlerini nasıl yazdığını da hep merak etmişimdir. Muhabbet esnasında Mehtap annesinin hiç içki içmediğini söyleyince şaşırdım doğrusu. “Annem çok profesyoneldi” diyor Mehtap. “Bir gün benim yanımda sordular ‘Aysel Hanım, bu ilham nereden geliyor?’ diye. ‘İlham bana gelmez, çünkü ben ilhamın kendisiyim’ dedi. İnanmazdı öyle şeylere. Annem bir başladı mı kalemi durmazdı, en az 7-8 kıta yazardı” diyor. Mesela ‘Değer mi Hiç’i tam sekiz kıta yazmış.

 

Aysel'in kocası ve inanılmaz bir ihanet

 Muhabbet ilerliyor. Konu Aysel’in pek sözü edilmeyen kocasına, yani Mehtap ve Müjde’nin babasına geliyor. Meğer Kemal Ilıcak’ın dostu gazeteci Vedat Akın’mış söz konusu rahmetli. O da âlem adammış doğrusu. Aysel’le evlendiği zaman “Ben gazeteciyim, haftanın üç günü gazetede yatarım, dört günü eve gelirim” demiş. Ayselcik de inanmış tabii... Aylar yıllar geçmiş, adam dört gün evde, üç gün gazetede. Bu arada Müjde doğmuş. Bir gece küçük Müjde hastalanınca Aysel kocasını bulmak için gazeteye gidip Vedat Bey’i sormuş. Aldığı cevap şöyle: “Sen deli misin kadın. Ne işi var adamın gazetede bu saatte?”

 

Aysel süklüm püklüm çıkmış gazeteden. Bir bakmış ki Vedat Bey elinde fileler, yiyecekler, yürüyor. “Eve gidiyor... Günahına girdim herhalde” diye düşünüyor ama yine de takılıyor peşine... Az sonra bir başka zile dokunuyor Vedat Bey. Kucağında minik bir çocukla kapıyı açan kadına sarılıyor... “Annem o anda durumu anlıyor ve şoka giriyor” diye devam ediyor Mehtap.

 

Kürtaj kurbanı olacaktı

Hikâye burada bitmiyor tabii... Aysel hamileyken boşuyor kocayı. Ondan kurtulduğu gibi karnındaki bebekten de kurtulmak istiyor. “Hemen anneanneme koşmuş” diyor Mehtap: “Anneannem ‘Eğer bu çocuğu aldırırsan hakkımı sana helal etmem’ diyor da ben böyle doğuyorum işte...”

 

O bebek sen misin? Aysel seni aldırmak mı istemiş yani?

Anneannem olmasa ben yoktum bu dünyada...

 

‘Karnımızı doyurmaya misafirliğe giderdik’


Müjde’nin çok tutumlu olduğu, kendisinin ki kadar yakın dostlarının, özellikle Sezen’in yatırımlarını yönettiği çok bilinen bir şehir efsanesidir. Sohbet ilerledikçe bunun nedenini de sezinlemeye başladım. Mehtap ve Müjde’nin çocukluğu çok zor şartlarda geçmiş. “Karagümrük’te, demir ve torna atölyeleri arasında bir yerde otururduk” diye anlatıyor Mehtap. “Paslı çivi ve çelik parçalarını toplayıp eskicilere satardık. Resmen açtık...”

 

Aysel’e babasından kalan bir emekli maaşı varmış. Tek geçim kaynakları olan, üç ayda bir gelen 91 lira... Aysel o gün eve pastırmalar, sucuklar, kaşar peyniri; çocukların özlediği ne varsa alırmış. Kısaca 91 lira bir gün içinde biter ve üç aylık ‘açlık dönemi’ başlarmış.

 

O güç dönemi anlatırken bile hafif bir gülümseme ve özlem var Mehtap’ın gözlerinde. Muzip bir çocuk gibi devam ediyor: “Bakkalımız Adil Amca vardı. Çok zora düşünce ondan borca 250 gram peynir alıp üçe bölerdik. Müjdeyle ben hemen yutardık peyniri ama Aysel’in payına dokunmazdık. Öyle yetiştik. Ertesi gün annem o kalan parçayı da üçe böler bize yedirirdi.”

 

Bakkal Adil Amca’ya biraz borç birikince Aysel başka bir taktik sokarmış devreye: ‘Yemek zamanı komşulara misafirliğe gitmek...’ Tabii o günlerdeki komşuluk, bu günün gençlerinin anlayamayacağı bir kavram. Aysel bu ‘komşu ziyaretlerinde’ bile gururunu korurmuş: “Komşularımız ‘Buyurun sofraya’ dedikleri zaman ‘Biz tokuz’ derdi annem. Tabaklara bakardık melül melül... Annem sıkı sıkı tembihlerdi hemen masaya koşmayalım diye. Ancak üçüncü tekliften sonra ‘Madem ısrar ediyorsunuz’ dediği zaman gözlerinden ‘fırlayın’ mesajını alırdık...”

 

Bütün bu yaşadıklarından sonra Müjde’nin böylesine tutumlu olması doğal değil mi?

 

Hazırlayan: İzzet çapa

Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Nutellalı tatlı nasıl yapılır?
    Nutellalı tatlı nasıl yapılır?

    Süresi : 01:21 İzlenme : 1401

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 4939

  • Pişirmeden pasta nasıl yapılır?
    Pişirmeden pasta nasıl yapılır?

    Süresi : 01:07 İzlenme : 1692

  • 3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?
    3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 2313

  • Yağsız mücver nasıl yapılır?
    Yağsız mücver nasıl yapılır?

    Süresi : 01:31 İzlenme : 2026

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön