Burcu Kutluk: Onunki bir başkaldırı hikayesi

Kendi gibi olmak için yaşıyor genç oyuncu Burcu Kutluk. Biraz naif, biraz da olup bitenlere karşı isyankâr. Bugüne kadar hakkında hiç söz edilmeyenleri; oyunculuk aşkını ve hayallerini bizimle paylaştı.

Burcu Kutluk: Onunki bir başkaldırı hikayesi

Burcu Kutluk oyunculuğunu daha da geliştirmek için çeşitli workshop’lara katıldı. Bu arada kişinin içindeki neşeyi ve zarif yanları simgeleyen markası Lakshmi için de çalışmayı sürdürdü. Her zaman olduğu gibi kışın Hindistan’a gitmiş, seçtiği birbirinden farklı materyaller ise tasarımlarına hayat vermişti. Marie Claire'in haberine göre; Nişantaşı Bozsisters’da satılan markası Lakshmi için “Beni ve idealimdeki bizi tarif ediyor. Yüzümüzü güzelliklere dönelim, bolluk, bereket ve güzellik hayatımızdan hiç eksik olmasın” diyor.

 

Bildiğim kadarıyla artık model değil, oyuncu olarak anılmak istiyorsunuz. Bunu kırabildiğinize inanıyor musunuz?

Açıkçası henüz inanmıyorum buna. Ekranda bunu kırabilmek için öncelikle fiziksel olarak güzelliğinizle ya da görüntünüzle algılanmamanız gerekiyor. Henüz o noktada olduğumu düşünmüyorum.

 

Farklı bir karakter arayışında olduğunuz için mi böyle düşünüyorsunuz?

Farklı bir rol olabilir ya da üstünüze alacağınız rolde göstereceğiniz farklılık oyuncu kimliğinizi öne taşıyabilir. Henüz bu imajı kırabileceğim bir fırsat olmadı. Bunun için yeni dönemde yer alacağım projenin buna uygun olmasını istiyorum. Tabii ki dizilerde fiziksel özellikler de bir yere kadar önemli. Gerçekten görselliğin önemli olduğu bir alan, bunu da yadsıyamam ama tiyatroda örneğin, daha önce modellik yapmış olmamın bir önemi olacağını sanmıyorum.

 

Hangisini tercih ediyorsunuz, tiyatroyu mu yoksa televizyonu mu?

Bugüne kadar edindiğim birtakım deneyimler beni tiyatroya yakınlaştırdı. Bu yaz kendime de yakın bulduğum Krek Tiyatrosu’nda Hop başlıklı bir atölyeye katıldım. Sonuçta oyunculukta yeniyim ve

hangi aşamadan geçersem, onunla ilgili ilk deneyimimi yaşamış oluyorum ama ben yine de hep dizi ve sinema yapmak isterim herhalde. Hayatımda ilk defa bir konuda gerçekten hırslandığımı hissediyorum. Hırs kelimesi benim için her zaman antipatik olmuştur ama ilk defa olumlu bir hırs görüyorum kendimde. Hatta açıkçası şaşırıyorum böyle hissettiğim için.

 

Televizyon aşkı nereden geliyor?

Bunu ben de kendime soruyorum; ‘Hayırdır Burcu, nasıl oluyor da bu kadar uzun bir zamandır bunu istiyorsun’ diye. Çünkü iki yıl oldu ve bir sürü zorluğunu yaşamama rağmen halen istiyorum. Daha önce yaptığım birtakım çalışmaların burada önem kazandığını görüyorum. Yoga ve body work sizi duygusal olarak birçok olguya çok daha açık olmaya itiyor. Hepimizin üzerinde olan yelekler, ceketler ve maskeler var. Oyunculuk bunların hepsini kırıp, biraz daha cesur olmanızı sağlıyor ve kendinizi direkt ifade edebiliyorsunuz.

 

Aslında bu söylediğiniz enteresan, çünkü her rolde farklı bir karaktere bürünüyorsunuz.

Evet ama sonuçta her zaman ham madde sizsiniz. Günlük hayatınızda ortaya çıkaramadığınız duyguları ortaya çıkarma şansı tanıyor. Bu son derece özgürleştirici... Bir hayat içinde yaşayabileceğiniz çok sayıda hayat yaşamak gibi.

 

‘Yapmak istediğim kesinlikle oyunculuk’ dediğiniz anı hatırlıyor musunuz?

Çok iyi hatırlıyorum. Anthony Bova Türkiye’ye gelmişti. Onun verdiği bir workshop’a katılmıştım. İlk başta verdiği eğitimin sahneye, tiyatroya daha uygun olduğunu düşündüm ama daha sonra bunu her yerde kullanabilir hale gelebileceğimi fark ettim. Şu anda bunu kendime öğretmeye çalışıyorum. İşte o çalışmada ‘istediğim budur’ dedim. Benim daha önceden yaptığım bütün çalışmaların nedeni buymuş.

 

Hindistan’da geçirdiğiniz üç yılın da bunda etkisi vardır.

O da var. Daha önceden de çok seyahat ettim. Türkiye’de yaşarken de evden işe ya da okuldan eve giden bir kız hiç olmadım. Her zaman dışarıda ne olup bittiğini merak eden biriydim. Kendi kendime kalmayı da severim ama hep nerede bir etkinlik var, nerede bir sergi ya da konser düzenleniyor merak ederdim. Bence bunlar bana çok şey kattı.

 

Aldığınız eğitim içinizdeki bu merak duygusunu ortaya seriyor aslında. Belçika’da Çevre Yönetimi üzerine yüksek lisans yapmanızın temelindeki merak neydi?

Çevre konusunda çok duyarlıydım. Yoga, çevre ve sağlıklı yaşam bir şekilde hayatıma girdi ve birini merak edince, diğerini de merak ediyor oldum. Bu bölümde okumak istememin nedeni ise şikâyet etmekten biraz daha öteye gidebilmekti. Dünyada bu kadar çok şeyin ters gidiyor olmasının nedenini anlamak istiyordum.

 

Artık daha az mı şikâyet eder oldunuz?

Aldığım eğitim, şikâyet etmeyi bir anlamda azalttı diyebilirim, çünkü sebepleri görmeye başladım. ‘Niye bu ağaçları kesiyorlar, niye çöpleri ayrıştırmıyorlar’ demek en kolayı. Nedenlerini anlamaya başladığınızda, ‘Çözümü düşünmek için hep beraber kafa yoralım’ demeye gidebiliyor insan en azından.

 

Fakat birçok kişi sizin kadar duyarlı değil. Bu rahatsız etmiyor mu sizi?

Kişisel olarak birçok şeyin bireyden geçtiğine inanıyorum. Bir şekilde yok olmaktan daha az korkan bireyler haline gelmemiz gerekiyor. Okyanustaki bir damla olmaktan korkulmadığı zaman sanırım her şey daha kolay olacak. Herkes ‘O damla benim’ demekten vazgeçip; ‘Bu okyanusun parçasıyız’ dediğinde sanırım birçok şeyin çözümü daha rahat gelecek. Onun için kendi üstüme düşen bir takım şeyleri yapmamın ve sonra tabii yakın çevreme kendi yaşadığım değişimleri anlatmanın faydalı olduğunu hissediyorum.

 

Yapmak istedikleriniz kafanızda son derece net… Peki, hayatınızın bu dönemini nasıl tarif edersiniz?

Hazır! Bu aralar kafamda hep bu var ve benim için ‘Hiçbir zaman hazır değilim’in devamında gelen bir durum. İçimde ilk defa; ‘Hazır mıyım yoksa’ gibi bir his var. Ben aslında hep hayat için hazırlanan biriyimdir. O hazırlanma aşaması benim için hep daha keyifli olmuştur. Ancak ilk kez ‘Tamam, daha fazlasını hazırlamaya gerek yok’ diyebildiğim bir noktadayım.

 

Hayat felsefenizi tanımlar mısınız?

Geçen gün bir arkadaşım; ‘Ben fikir sahibi olmaktan çok korkarım’ dedi ve bu bana hararetle ‘evet’ dedirtti.

 

Fikir sahibi olmaktan kastınız nedir?

Hazır verilmiş olanı olduğu gibi kabul etmek değil de gerçekten ya kendinizin deneyimlemesi ya da hayata yeni yollar açması için fırsat vermeniz. Hatta fırsat vermeye şans vermek gibi...

 

Bu söylediğinizi uygulayabilmek imkânsız denilebilecek kadar zor. Oysa dışarıdan gelen yaptırımlara karşı koymak kolay değil.

Çok zor! Çünkü hazır bir hayat prototipi varmış gibi davranıyor birçok kişi ve ben öyle olmadığını iddia ediyorum. Bana hazır olarak sunulan her şeyi bir şekilde kendim deneyimlemek istiyorum. Sıfırdan bakabilmek istiyorum ki hakikaten ben olabileyim. Bence şu anda Türkiye’de var olan sıkıntılardan biri de bu. Çok fazla prototip hayat ve bakış açısı var. Bu durum kimsenin gerçek anlamda kendini gerçekleştirememesine ve hayat lezzetinin eksilmesine neden oluyor.

 

Ne var ki bu sözünü ettiğiniz biraz da sistemin dayattığı bir durum.

Evet ama insanların kendilerini ifade ederken, belirli kıstaslar konması bence çok sıkıcı ve o sıkıcılık insanları bir yerde bezdiriyor. Benim hayalim insanların hakikaten ön yargısız ve baskısız bir ortamda kendilerini ifade edebilir hallerini görebilmek. İnsanın, insanın üstüne koyduğu baskı kadar gücendirici bir şey yok ve hiçbirimizin birbirimizi gücendirmeye hakkı olmadığını düşünüyorum.

 

Ülkemize dair sizi son zamanlarda en çok endişelendiren nedir?

İfade özgürlüğündeki kısıtlamalar ve bunun çeşitli şekillerde yapılıyor olması. Gazetecilerin tutuklanmasından internet kullanımının kısıtlanılmaya çalışılmasına, ne giyeceğimizden hangi saatte içki içebileğimizin söylenmesine kadar birçok yere uzanıyor. İdeolojik olarak birbirimizden ayrılmamız da değil konu, pratik olarak günlük yaşantıda bunu hisseder haldeyim ve kabullenemiyorum, kabullenmek de istemiyorum. Bunları düşünerek büyütülmedim. Böyle olacağını bilsem, büyümeyi tercih etmezdim.

 

Uzun yıllar yurt dışında yaşadınız. Yeniden gitmeyi düşünüyor musunuz?

Böyle olacak diye bu ülkeyi terk edip gitmek içimden gelmiyor, çünkü burası benim ülkem ve ben buradaki baskıyı kabul etmiyorum. Çekip gitmek zorunda olmamalıyım. Çekip gideceksem, bu benim kendi seçimim olmalı. İnsanların kendi kafalarına yatmayan şekilde bizi şekillendirmeye çalışmalarını kabul etmek istemiyorum. Tuhaftır, bu yaşananlar bana burada kalmam gerektiğini daha çok hissettiriyor.

 

Bunun çözümü sizce nedir?

Ses çıkarılabilir.

 

Ama o sesi çıkarabilmek de ayrı bir sorun değil mi?

Bence insanı en çok mutsuz eden: ‘Elimden geleni yapmadım’ hissidir. Şu an çoğumuz hatta neredeyse hiçbirimiz elimizden geleni yapmıyoruz. Baskı altındayken, çok çabuk sindirilen bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Bu demek değil ki ille de sokaklara dökülelim. Sadece gerçekten sesimizi çıkaralım ve bu sesimizi çıkardığımız yer Twitter, Facebook gibi toplu grup terapisi yapılan alanlar olmasın. Hepimizin eli kalem tutuyor. Yazı yazabilir ve bunları bir yerlerde yayımlatabilir, konserler verebiliriz. İnsanlar zamanında savaşa karşı durabilmiş ve değişim yaratabilmişler. Biliyorum konuşmaktan çekinilen bir hale gelinmiş vaziyette ama yine de insan olmayı diğer canlılardan ayıran asıl şey kendini ifade edebilmek değil mi?

 

Bu aslında her alanda kendini ifade edebilmek ve kendin gibi olabilmekle de ilgili diye düşünüyorum.

Kendine olan sorumluluğu yerine getirmek gerçekten sorumlulukların en büyüğü. Bizde aileye, iş yerine karşı sorumluluklar var ve bunlar çok önemli değerler olarak geçer ama kendine karşı olan sorumluluğun değerini hiçbir şeyle ölçemezsiniz. Herkes bunu yerine getirebildiği zaman bence çok daha olumlu olacak her şey. Tek bir hayatın var, ya onu yaşayacaksın ya da yaşıyor gibi yapacaksın. Yaşamayı seçersek, bence çok güzel olur.

 

Siz birey olarak toplum için neler yapıyorsunuz?

Bu tür konularla ilgili bir yürüyüş varsa, katılmaya çalışıyorum. Aktivist tanımlamasını sevmiyorum ama elimden ne geliyorsa da yapıyorum. Bunun dışında desteklediğim bir platform da var.

 

Hangi platformu destekliyorsunuz?

Vardiya Bizde platformuna destek veriyorum. Tutuklamalarla ilgili ciddi şekilde çalışıyor ve seslerini duyurmaktan için ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye’deki bütün tutuklulukların tutukluluk sürelerinin kısaltılması ve tutuksuz yargılanmanın sağlanması için çalışıyorlar. Bu yüzden onları destekliyorum. Bu benim kendimi ifade etme alanım. Sadece oyunculuktan da bahsedebilirim. Bu benim imaj olarak belki çok daha düzgün görünmemi sağlar ama bahsettiğim bu tür bir şey değil. Çünkü ben bütün bunların içinde olduğu bir dünyada yaşıyorum. O yüzden bunlardan bahsetmeyi seçiyorum.

Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0

  • Yağsız mücver nasıl yapılır?
    Yağsız mücver nasıl yapılır?

    Süresi : 01:31 İzlenme : 1893

  • Yulaflı şekersiz puding tarifi
    Yulaflı şekersiz puding tarifi

    Süresi : 01:16 İzlenme : 971

  • Tulum peynirli pankek
    Tulum peynirli pankek

    Süresi : 00:54 İzlenme : 1649

  • Tok tutan salata nasıl yapılır?
    Tok tutan salata nasıl yapılır?

    Süresi : 01:42 İzlenme : 1104

  • Kolay muska böreği tarifi
    Kolay muska böreği tarifi

    Süresi : 05:38 İzlenme : 1172

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön