İvana Sert: Zaman âşıkken dursa

Bir kadınla konuştum ve düşündüğümün tam tersi çıktı. Evliliği bir tür kurtuluş planı olarak gören ve arka bahçesinde ektiğini biçen, uzun bacaklı bir güzel değildi karşımdaki.

İvana Sert: Zaman âşıkken dursa

Zamanında çok âşık olduğu eşinden olan oğlu Ateş, bugün en büyük aşkı. Ivana Sert anlattıklarıyla; kimin, neden ve niçin koyduğu belli olmayan onlarca kural arasında aslında tamamen önyargısız olunması gerektiğinin habercisi gibiydi…

 

Ruslar, Sırplar… İkinci vatanları gibi hissettikleri Türkiye’de güzel evlilikler yapıp kalıyorlar. Bu neyin habercisi oluyor, aşkın mı yoksa bir kurtuluş planının arka bahçesinin mi?

Yurdal’la yaşadığım yüzde yüz aşktı. Çok iyi kazanırken; kim olduğunu dahi bilmediğim bir erkekle tanışma ve hoşlanma sürecinin ardından yapılan evlilik teklifine ‘evet’ dememe aşktan başka ne sebep olabilir? İnsanlar bu ülkede yaşayan ve ortalamaya göre maddi manevi güzel evlilikler yapan yabancı kadınlar için genellikle şöyle düşünüyorlar; ‘Daha kendi ülkelerindeyken kurtuluş planları yapıp, muratlarına erdikleri zaman zafer diye haykırıyorlardır.’ Yok böyle bir şey! Hangi kadın mutlu bir yuva kurmak istemez ki? Güzel kadın, dünyanın her yerinde güzeldir. Evet, biz güzel bir ırkın kadınlarıyız. İlgi çekiyor ya da ilgi duyuluyoruz ama bir kalbimizin de olduğunu unutuyorlar. Bu ilgi karşılıklı olduğunda ortaya çıkan koşulsuz aşktan başka ne olabilir? Güzel kadınlar, küçük bir tıkla hayatlarını değiştirebilirler diye düşünülüyor. Sanki işin sırrı uzun bir bedende gizliymiş gibi geliyor çoğu insana… Oysa bu sanılan! ‘Ivana her şeyi çok kolay elde etti.’ Yazık! İyi ki hiçbir şey o kadar kolay olmamış… Tıpkı şu anda da olduğu gibi. Çok çalışıyorum. Kendimi sınıyorum adeta. Yarışta en zorlu rakibiniz yine kendiniz olmalısınız. İnsanlar şunu bilmeli ki çalışmadan hiçbir şey olmuyor. Bir hedefiniz olabilir ama o hedefe gidilen yol çok çalışmaktan, disiplinden ve sabırdan geçiyor. Ben asker bir ailenin disiplin sınırları ve Türkiye’dekinden hiç de farkı olmayan bir terbiyenin içinden, Belgrat’tan çıkarak dünyayı dolaştım. Yaşım 16’ıydı… Çok iyi kazanan bir modeldim ve çok çalışıyordum. Derken tasarımcı kimliğiyle çalışmalarım dünya genelindeki diziler için beğenildi ve kullanıldı. Sex and the City imzama geniş yer verdi. Bu Türkiye için de bir ilkti…

 

Türkiye için derken, bu ülkeyi temsil etmiş gibi konuşuyorsunuz. Kendinizi bizden biri gibi mi görüyorsunuz?

Elbette… Türk bir aileye sahibim. Oğlumun babası bir Türk, daha ne olsun? Üstelik bu ülkeyi çok da seviyorum. Sıcacık… Her ne olursa olsun dostluk elinin hemen uzatıldığı; yardımlaşmanın, sevginin, arkadaşlığın en güzel yaşandığı belki de tek ülke dünya üzerindeki.

 

 

Henüz boşanmadınız… Şu an evliyken ya da yaşandıklarınız sırasında konuştuğunuzdan çok daha az konuşuyorsunuz…

Evet, susuyorum çünkü susmam gerektiğini çok iyi biliyorum. Zaman bekleme zamanı. Her şey olması gerektiği gibi. Şu an sadece Ateş var benim için. En büyük aşk; Ateş… O bir aşk çocuğu. Keşke hayat hep aynı kalabilse… Zaman âşıkken dursa ama olmuyor. Zayıflıklar, ego, zaaflar insanı nereden nereye getiriyor. Hayat işte! Yenik düşmemek lazım.

 

‘Güzel olmak hayatı kolaylaştırıyor’ denir ama çok göz önünde olmak da zarar verebiliyor. Yaşadığınız bu olabilir mi?

Sonuna kadar katılıyorum. Evet, iyi bir fizik önce avantaj belki ama sonra size yardımcı olan insan sayısını dahi azaltıyor. Hatta kadınlardan hiç destek görmüyorsunuz. Ayrıca bu gün artık güzel olmak da önemli değil çünkü herkes güzel. Boy pos varsa, en çirkin kadın dahi güzelleşebiliyor. Güzelin değil de, özel olanın prim yaptığı bir zaman dilimindeyiz. Farklı olan ilgi çekiyor. Özel olan daha çok alkış alıyor.

 

Hedefler de değişiyor o zaman…

Tabii ve bu hedeflerin silahı da güzel olmak değil artık. Çalışkan olmak, farklı olmak. Ortaya bir şeyler koyabilmek... Ben de bunu yapmak istiyorum.

 

 

Peki kendi içinizde neyin farkına vardınız? Çevrenizi hangi açıdan daha farklı bir kadınla tanıştıracaksınız?

Belgratlı güzel kız Ivana değilim artık. 16 yaşında, başımda kavak yelleri eserdi. Dünya ayaklarımın altındaydı sanki. Uzun boyumun da getirdiği avantajla iyi kazanan, aranan bir mankendim ama hayat tecrübem yoktu. Gözlerim güzel olabilir ama o gözlerle bakabilmeyi anne olduktan sonra, bir evliliğin mesuliyetini aldıktan sonra öğrendim.

 

Ama yaşanılanlar hiç iç açıcı değil!

Hayat! Her şey olabilir. Yine de susuyorum ve susacağım. Ortada bir aile ve devam eden bir dava var. O aile halen ailem. Konuşmuyorum. Konuşmamam gerektiğini biliyorum. Her şeyi Ateş’i düşünerek yapıyorum. Önce o! Biz bir aileyiz, her an her şey değişebilir ama ne olacaksa önce Ateş için en iyisi düşünülecek ve öyle olacak. Ben de anne baba ayrı bir ailenin çocuğuyum. Hiçbir çocuk annesi babası ayrı olsun istemez ama huzursuz bir beraberliğin içinde yetişmek de zor. Bunun için adımlar büyükler tarafından iyi düşünerek atılmalı. En büyük zararı çocuklar görüyor. Üstelik en masum olanlar da onlar.

 

‘Aile olmak’ başka bir olgu olmalı. Bu noktada yapıcı olmak zor da olsa, olması gereken en azından denenmesi gereken bir durum. Hele bir de çocuk varsa... Sizin de böyle düşündüğünüzü hissediyorum.

Aile olmak, daha da ötesi anne olmak bambaşka bir olgu gerçekten. Ateş bu hayattaki en büyük aşk benim için. Dediğim gibi büyüklerin hayatında her an her şey olabilir ama çocuklar büyüklerin hatalarından en az hasarı görerek çıkmalı. Söylediğim gibi; ben de anne baba ayrı bir ailenin çocuğuyum. Asker bir babanın kızıyım. Annem ve babam ayrıldılar ama bir babanın varlığı, disiplini hep oldu hayatımızda. Annem fedakâr ve şefkatli bir kadındı. Mutsuz da değildik. Olması gereken dengeyi bulmak çocuğa hissettirmemek yine anne babaya bağlı. Mutsuz bir anne babanın yanında olmak yerine, ayrı fakat sorunsuz çocuk da yetiştirilebilir. Bu da yine büyüklerin kendilerinden önce çocuğu düşünmeleriyle mümkün.

 

 

İvana Sert; Türkiye de tanınan, beğenilen bir kadın. Bir programınız da var. Peki siz kendinizde en çok nereyi beğeniyorsunuz?

Gözlerimi... Ben ırkımın tüm özelliklerine sahip bir kadınım. Sırplar fiziksel avantajları yüksek bir ırktır. Moda ise zaten işim... Ben bir tasarımcıyım. Üstelik işini çok seven bir tasarımcı. Sanıldığı gibi hiçbir şey önüme konup; ‘Al bu senin’ denmedi hiç. Çok çalıştım. Halen de çalışıyorum hiç durmadan. Sürekli izleyen, araştıran takip eden biriyim. Bu doğal olarak görünümüme de yansıyor. Beğenilmek elbette çok güzel, mutlu oluyorum.

 

İstanbul’un hızına yakışır bir şekilde çok yoğun bir dönem içindesiniz. Gelişmelerden biri de yaptığınız program. Sevdiniz mi programcılığı?

Podyum üstü deneyimim. Fotomodel olarak kameralara olan yakınlığım programda da bir hayli işime yarıyor tabii. Bihaber bir insan değilim. Bu işler görsel yanı yüksek işler. Bizler de bu görselliğin içinde yer alan insanlarız. Elbette biliyorum nasıl göründüğümü. Ancak iyilik ve güzellik göreceli... Benim sırrım çok çalışmak, çok çalışmak, çok çalışmak…

 

Röportaj: Nilgün Meral - Fotoğraflar: Gökhan Erdem

Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 4907

  • Pişirmeden pasta nasıl yapılır?
    Pişirmeden pasta nasıl yapılır?

    Süresi : 01:07 İzlenme : 1682

  • 3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?
    3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 2311

  • Yağsız mücver nasıl yapılır?
    Yağsız mücver nasıl yapılır?

    Süresi : 01:31 İzlenme : 2024

  • Yulaflı şekersiz puding tarifi
    Yulaflı şekersiz puding tarifi

    Süresi : 01:16 İzlenme : 1019

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön