"Türkler geçmişi, bugünü ve geleceği en iyi şekilde harmanlamayı başarmış"

Mallorca’nın Roman mahallesinden ünü dünyaya yayılan caz ve flamenko sanatçısı Concha Buika ile Madrid’de ekonomik krizden tesettüre her şeyi konuştuk. Buika en büyük hayalini de açıkladı...

Buika: "Türkler geçmişi, bugünü ve geleceği en iyi şekilde harmanlamayı başarmış"

Aşkın tutkulu ve buğulu sesi... Concha Buika’yı tarif eden en güzel sözcükler bunlar olmalı. Ama yine de hiçbir tarife sığmayan, hiçbir kategoriye girmeyen bir kadın o... Alaçatı’daki konserinden önce İspanya’nın bu ünlü sesiyle konuşmak için Madrid’in yolunu tuttuk. Menajeri de Sinan Ufuk isimli bir Türk çıktı. Mallorca’nın bir Roman mahallesinde büyüyen Buika içten, şeker gibi ve çok zeki bir kadın.

Pedro Almodovar’ın “İçinde Yaşadığım Deri” filmindeki rolü ve orada söylediği şarkıyla gönlümü çalmıştı zaten. Almodovar’dan İspanya’daki ekonomik krize kadar pek çok şey konuştuk onunla. Ama beni en çok şaşırtan şu sözleri oldu: “Türkiye’de hiç tanışmadığım bir kardeşim var. Sezen Aksu’nun müridiyim ben...” Dünyanın neresinde olursa olsunlar sanatçı kanı birbirine bağlıyor bu insanları diye düşündüm bu sözler üzerine... Ayrıca bu söyleşi sayesinde medyaya yeni bir fotoğrafçı armağan etmenin gururunu da yaşıyorum. Sayfada gördüğünüz fotoğraflar Sarp Yaman’a ait. İşletmeciden gazeteci olan bendenizin, şirketinin başındaki adamı fotoğrafçı yapması hiç şaşılacak bir durum olmamalı. 

Gerçek adın gerçekten çok uzun; Maria Concepción Balboa Concha Buika... Sana ne diyeceğimi şaşırdım.
Dilin neyi söylüyorsa ismim odur. 

Ben de zannetmiştim ki beş kere falan evlendin.
Yok... Bir kere evlendim ama üçlü bir evlilikti. 

Üç kere evlendin yani...
Hayır, kocam ve ben ikinci bir kadınla birlikteydik. Tam bir evlilik triosuydu. 

Zor olmuyor muydu evlilik triosu? Birbirinizi yiyordunuz herhalde?
Hayır, aksine son derece eğlenceliydi. Hele bugünkü ekonomik şartlarda aileler için çok faydalı bir durum. 

Nasıl?
Üç kişi evli olunca her birinin günde 12 saat çalışmasına gerek kalmadan ailenin geliri artıyor. 

Sırf ekonomik nedenlerle yapmadın herhalde bu evliliği?
Tabii ki hayır. Biri iki kişiye neden aynı anda âşık olmasın ki? Ayrıca yaratıcı insanlar için aslında üçlü evlilik ideal. Diyelimki kitap yazmak için üç ay bir yere kapandım. Biliyorumki kocam sıkılmıyor. Onunla ilgilenen biri var. 

Ben almayayım, ama merak ettim bu üçlü ittifakta kıskançlık krizleri olmuyor mu?
Diğerlerini bilmem ama bende hiç kıskançlık olmadı. Eğer ikisini de seviyorsan kıskanmak söz konusu olamaz. Böyle çok güzel 2 yıl geçti. 

Şimdi hayatında ikili, tekli, üçlü... Her neyse yeni bir aşk var mı?
Hayır. Şu anda yalnızım. İnsanlardan aldığım sevgiyle besleniyorum.

‘Demokrat babam evde diktatördü’ 
Hep böyle akıntının tersine mi gittin?
Hayır, çocukluğumda en büyük isteğim herkes gibi olmaktı. Bir Çingene mahallesindeki tek siyahi çocuktum. Zor günlerdi... 

Bu farklılık sende “öteki” olma duygusu yarattı mı?
Tabii. Çocukken farklı olmak istemezsin. Arkadaşlarımla uyum sağlayamamanın sıkıntısını çok çektim. Kendimi bir yere ait hissetmiyordum. Mahallede tek siyahi aile bizdik. Uğur getirsin diye yolda yürürken saçımı okşarlardı. 

Ekvador Ginesi’nden neden Mallorca’ya göç ettiniz?
O zamanlar ülkede demokrasi savaşı varmış ve babam rejimkarşıtı olduğu için ailesini alıp kaçmak zorunda kalmış. Bir nevi sürgüne gelmişler. Ben burada doğdum... 

Buika bir demokrasi savaşçısının kızı yani?
Babam belki dışarıda öyleydi ama akşamları eve gelince bunun kocaman bir yalan olduğunu görüyorduk. 

Neden o?
Çünkü evin içinde tam bir diktatördü. Dışarıda demokrat, evde diktatör... Ne çelişki değilmi? Ama düşünecek olursan hepimiz aynı sırları paylaşıyoruz. Herkesin evinin duvarları arasında kimbilir neler yaşanıyor? 

İspanya’da da siyasete devametti mi baban?
Ne siyaseti... İlk dönemler çok güçlük çektik. Çingene mahallesinde yaşamamız, tenimizin rengi gibi sebeplerden babam iş bulmakta zorlandı. 

Nasıldı yaşam mahallede?
Bugünkünden farkı yoktu. Kızlar asla mahallenin dışına çıkmazlardı. Diskoya, partilere gitmek hayaldi. Sokaklarda el çırparak şarkı söyler, kendi eğlencelerini kendileri yaratırlardı. Altın bir hapishanenin içindeydik sanki. 

Bir mahkûm gibi mi... 
80’ler benimgüzel ve hüzünlü yıllarım. Sokaklarda uyuşturucu diz boyu. Eğlen, oyalan... Güzel ve çirkin misali bana iki ayrı kutuptu yaşam.

Kendimi tam sohbetin havasına kaptırmıştım ki yavaş çekimde kırmızı bir sıvının sanki bir vampir filmindeki gibi bizim ekipten Sarp Yaman ve Buika’nın üzerine döküldüğünü gördüm. Buika ayağa fırlarken Sarp sakindi. Allah’tan kan filan değilmiş. İspanya’nın en sakar garsonu bize düşmüş olmalı. Elindeki Gazpacho’yu (İspanyollar’ın ünlü soğuk domates çorbası) bizimkilerin üzerine döküvermiş. Bu arada Buika’nın gözü Sarp’ın kolundaki nazar boncuğuna takıldı. “Sen şanslısın koluna ‘kötü göz savar’ takmışsın” deyince “Bu kızın da bilmediği yok” diye geçirdim içimden. Sarp, nazar boncuğunu çıkarıp Buika’ya taktı. Kibar çocuk... Sonra kaldığımız yerden devam ettik...

Müzikle tanışman nasıl oldu?
Dışlandığım mahallede benim bile dışladığımbir çocuk vardı. Şişman ve gözlüklüydü. Bütün gün eve kapanır piyano çalardı. Çocukluğun verdiği salaklıkla diğer arkadaşlarla bir olup onunla dalga geçer, taş bile atardık. Sonra fark ettimki ikimiz de müziğe âşığız. Buluşmaya başladık, o çalıyor ben söylüyordum. Müziğin başka bir dünya olduğunu anladım. 

İlk öğretmenin mahallenin şişman çocuğuydu yani.
Evet, bana çok şey kattı. Piyanonun haricinde birçok enstrüman çalıyordu. Zamanla ben de öğrenmeye başladım o aletleri konuşturmayı. 

Başka müzik eğitimin yokmu?
En büyük öğretmenden; Tanrı’dan aldım eğitimimi. Sesim ve yeteneğim O’nun bir lütfu. 

Ve bir gün mahalle dar gelince sahnelere attın kendini...
Sahne tamamen tesadüf. Mahalledeki bir blues barında teyzem şarkı söylerdi. Bir gün bana “Yaşlandım artık yerime sen çıkarmısın” dedi. 

Hemen kabul ettin tabii...
Apar topar barın sahibiyle görüşmeye gittim. Adam“Blues biliyormusun” demez mi? 

Ne yani, blues barında arya söyletecek hali yoktu herhalde?
Haklısın da bırak blues’u İngilizce bile bilmiyordum. Tek bildiğim mahalledeki Çingene şarkıları. 10 bin Peseto (60 Euro) yövmiyeyi duyunca “Takla bile atarım” dedim... 

Öğreniverseydin iki şarkı...
Daha da iyisini yaptım, sahnede doğaçlama kendi İngilizce şarkılarımı yazdım. 

Kafamkarıştı.
(Gülüyor...) Thank you, goodbye, welcome gibi birkaç İngilizce kelimeyi yan yana getirip blues tarzı söylüyordum.

Müşteriler uyuyor muydu?
Onlar benim kadar bile İngilizce bilmedikleri için deli gibi alkışlıyordu.

‘Memeleri büyüt dediler’ 
Bir ara Las Vegas’ta da sahneye çıkmışsın, orada bu numaralar sökmedi herhalde...
(Gülüyor...) Tabii ki hayır. Oğlumla ABD’ye gitmiştim. Las Vegas’ta Tina Turner ve Diana Ross taklitleri yapmaya başladım. 

Biri seni dinlemeye geldimi?
Dalga mı geçiyorsun? Amerika’da onların taklidini yapan 100 binlerce insan var. Orası çok tuhaf bir şehir. Tek amacım para kazanmaktı. 

Tuhaf derken...
Demek istediğim Las Vegas’ın tamamen şovlara ve gösterişe odaklanmış, aslında müzikle alakası olmayan bir şehir olduğu. Showgirl olmadığım için iş bulmakta çok zorlandım. 

Showgirl olsaydın...
Bu vücudu öyle minik tangalara sokmam mümkün değil. Ama iş aradığım günlerde “Parasını verelim, memelerini büyüt sahneye çık” diyen mekân sahipleri bile oldu. 

Ne cevap verdin?
Tabii ki hayır. Sahneye çıkacağım, şarkıcı olacağım diye estetik yaptıracak halim yok. Tina Turner taklidi yapmayı hemen kabul ettim. 

Bir fotoğrafın varmı o günlerden?
(Gülüyor...) Hiç yok. Kafamda 20 dolarlık bir peruk, üstümde felâket bir kostümle günde 12 saat şarkı söylüyordum. Böyle çalışma temposu film setlerinde bile görmedim. 

Vegas’ta Tina Turner taklidi yapmak Almodovar’ın filminde oynamaktan bile zordu diyorsun yani...
Gerçekten öyle ama zaten benim bahsettiğin filmde ufak bir rolüm vardı. Ayrıca Pedro (Almodovar) ve Antonio (Banderas) sette bana o kadar sıcak davrandılar ki adeta bir aile ortamında gibiydim.

‘Sezen Aksu’dan habersiz onunla düet yaptım’ 
Türkiye’ye gelmeden önce biliyor muydun Sezen’in kim olduğunu?
Tabii. Fahir (Atakoğlu) bana ondan bahsetti ve bir şarkısını gönderdi. Türkçe bilmediğim halde inan her söylediğini anladımve ilk dinlediğim anda vuruldum şarkıya. 

Adı neydi şarkının?
Bilmem, telaffuz bile edememki zaten. Ama şarkıyı dinler dinlemez evimdeki stüdyoya girdimve sözlerini İspanyolca olarak yazdım. 

Buika yine kafamı karıştırıyorsun, anlamadığın sözleri nasıl İspanyolca’ya çevirdin?
Sezen’in yazdığı dili anlamıyordum belki ama onun ruhunun dilini çözmüştüm. Stüdyoda onun şarkısını çaldım, kendi yazdığım sözleri melodinin üzerine okudum. Anlayacağın Sezen’den habersiz Sezen Aksu ve Buika düet yaptı. 

Bir yolunu bulup göndersene Sezen’e düetinizi, ne bekliyorsun?
Zaten en büyük hayallerimden biri onunla tanışmak. O günün geleceğinden o kadar eminimki Sezen için hazırladığımbu hediyeyi tanıştığımız gün bizzat veririm. 

Türkiye’de konserine gelen birçok kişi de senin şarkılarının sözlerini anlamıyor düşünecek olursan...
Ben nasıl Sezen’in şarkısını anlamadan hissederek üzerine kendi sözlerimi yazdımsa, Türkler de benim şarkılarıma bir nevi kendi sözlerini yazıyorlar. Unutma müziğin dili yok. Tek doğru şarkıların bilinçaltındaki hatıralarımızı su yüzüne çıkarma gücüne sahip olduğu.

Yalnızlıktan cehenneme... 
Bütün dünya Almodovar’a hayranken, o sana hayranmış galiba...
Buna hayranlık denirmi bilmiyorumama biz Pedro ile sanat dininde kardeşiz. Sanata inancı olan iki kişi buluşunca doğal olarak yaratıcılıkta patlama yaşanıyor. Birbirimizden uzak olduğumuzda bile desteğini hep hissettiğimdin kardeşimdir o. 

Oyunculuğu sevdinmi peki? Seni yeniden bir filmde görecekmiyiz?
O ihtimal çok yüksek. En son hem senaryosunu yazdığım hemde prodüktörlüğünü yaptığım bir filmde rol aldım. 

Bak içime doğdu demek, adı ne?
Yalnızlıktan Cehenneme.  Komedi sanırım... (Gülüyor...) Konusunu açıklamak istemiyorum. 40 dakikalık bir sanat filmi oldu. Gördüğün gibi üstüme başıma pek önem vermiyorum çünkü kazancımın çoğunu bu filme yatırdım. 

Değecek mi peki böyle bir risk almana?
Hem de nasıl. Ben bu filmi yaparken ne ticari bir amaç güttümne de piyasanın müdavimlerinin onayını alıp almayacağımı dert ettim. Sinema dünyası yavaş yavaş ticari bir hapishaneye dönüşüyor. Benim filmim o dünyayı özgürlüğe kavuşturacak. 

Sinemanın Jeanne D’Arc’ı geliyor desene. Para ve üne kavuştuktan sonra “star hayatı” yaşamaya başladımı Maria Concepción Balboa Concha Buika?
Yıldızları görürüz ancak çok uzaktadırlar, üstelik parlamalarına rağmen etraflarını ısıtmazlar. Ben çevremdekilere sıcaklık vermek ve onlardan aynı sıcaklığı geri almak istiyorum. Herkese dokunabilen, arada terleyen hatta ter kokan bir insan olmakmutlu ediyor beni. 

Belki yeni albümde Sezen ile gerçekten düet yaparsın...
Eğer ikna edebilirsem Türkiye’de onunla stüdyoya girmeyi o kadar çok isterimki.

‘Türkiye’deki özgürlük İspanya’da yok’ 
Yaptığın müzik için jazz, blues, yeni flamenko diyenler var. Hangisi doğru?
Bilmiyorum. Hepimizin beyninde gerçekten özgür olduğumuz bir yer vardır. Benim müziğim oradan geliyor. Ayrıca daha önce de dediğimgibi Tanrı öğretmenim olduğundan kişisel ve özgün birmüzik çıkıyor ortaya. 

Hangi dine mensupsun?
Tanrı’nın temsil edildiği her haline saygımve inancım var. Yani benimdinimherkesin dini.

Mesela Türkiye’de ezan sesini duyduğunda etkileniyormusun?
İlk ezan sesini bir program sırasında duydum ve hemen şarkıyı kestim.  Bir kez daha şaşırttın beni... Annem çok dindar bir insandır. Çocukluğumdan beri bana her dine saygı duymamgerektiğini aşılamıştır. Türkiye’ye gelmeden 3 gün önce de saygıda kusur etmemem için ne gerekiyorsa bana anlattı. 

Yine klişe bir soru olacak ama senin bakış açınla Türkiye nasıl bir yer?
Türkler çok gururlu insanlar. Bu da galiba geçmişlerini ve geleceklerini bir arada yaşamalarından geliyor. Ezan sesini de benimsiyorlar, iPod’dan müzik dinleyen gençleri de. Çoğu ülke insanı geçmişinden utanır. Pek çoğu da sadece bugünü yaşar. Siz geçmişi, bugünü ve geleceği en iyi şekilde harmanlamayı başarmışsınız. 

Bu yüzden mi kendine bir Türk menajer seçtin?
Hayır, etrafımda herkes bana yalan söylerken gerçekleri tek söyleyen Sinan olduğu için onunla çalışıyorum. Türk olması da cabası... 

Türkiye’de konserlerine her kesimden insanın gelmesi senin de dikkatini çekiyor mu?
Çekmez mi? Zaten orada en sevdiğim şeylerden biri herkesin özgürlüğüne saygı duyulması. Tesettüre de girebilirim, şortumu da giyip dolaşabilirimTürkiye’de. Çoğu ülkede başı kapalı kadına ön yargıyla bakılıyor. 

Tesettüre karşı değilsin o zaman.
Değilim tabii ki. Bir kadının tesettüre girmeye karar verme özgürlüğü olmalı. Biz İspanya’da her görüşe saygımız var diye kendimizi kandırıyoruz. Ama bu saygıyı Türkiye’de hissedebiliyorum. 

İspanya’da bu yok diyorsun yani...
Burada da, İngiltere’de de, Fransa’da da bir kız okulda veya işte başını kaparsa sorun yaşayabiliyor. Türkiye bu özgürlüğe saygı duyan bir ülke. Sizlerin başörtüsü konusundaki bu özgürlük anlayışını tüm ülkeler örnek almalı.

‘Krizde tarih sömürgecilerden intikam alıyor’ 
Biraz da ekonomi konuşalım. Ne olacak bu İspanya’nın hali?
Krizin sonunun ne olacağını bilemem ama neden olduğu konusunda bir fikrim var. Farkettin mi bilmem, geçmişte kolonisi olan bütün ülkeler bugün ekonomik problemler yaşıyor. Kimbilir belki de tarih onlardan intikamını alıyordur. Bir çeşit tarihsel karma... 

Para önemli değilmi senin için?
Olmaz olurmu! Üstelik çok da hırslıyım. Ama hırsımı nerede frenleyeceğimi iyi biliyorum. Sadece bankada dursun diye para sahibi olmak çok aptalca.

‘Aşk dediğin başkasının yolundan gitmek’ 
Böyle duygusal şarkılar yazman için sürekli aşk acısı çekmen gerekmiyor mu?
Aşkta acıya inanmıyorum. Aşk dediğin kendi yolundan çıkıp başka birinin peşinden gitmek. İlişki bittiğinde alıştığın yola dönüyorsun yine. İnsan kendine dönmekten neden acı duysun ki? 

Ama karşındaki insana da alışıyorsun ve birden yalnız kalıyorsun? Bu senden bir şeyler götürmüyormü?
Asla. Âşık olunca karşındaki insanı gözünde büyüte büyüte bir “süpermen’ yapıyorsun. Kafanda yarattığın bu aşkı kalbinde istediğin kadar devamettirebilirsin. 

Bizde âdettir ünlülere evlilik teklif etmek. Türkiye’den hiç böyle bir teklif geldimi?
Hiç kimsenin benimle evlenmek isteyeceğini sanmıyorum. Hele bu anlattıklarımdan sonra... 

Ne güzel gelinimiz olurdun, düğününde şarkı da söylerdin.
Kendi düğünümü bilmem ama Türkiye’de bir düğünde sahneye çıkmamiçin teklif geldi. Kabul etmedim. 

Özel davetlerde çıkmazmısın sahneye?
En son Pedro’nun doğumgünü partisinde şarkı söyledim. Onun davetlerinin haricinde bu olaylardan uzak duruyorum.


Hazırlayan: İzzet Çapa

Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 4923

  • Pişirmeden pasta nasıl yapılır?
    Pişirmeden pasta nasıl yapılır?

    Süresi : 01:07 İzlenme : 1688

  • 3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?
    3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 2312

  • Yağsız mücver nasıl yapılır?
    Yağsız mücver nasıl yapılır?

    Süresi : 01:31 İzlenme : 2024

  • Yulaflı şekersiz puding tarifi
    Yulaflı şekersiz puding tarifi

    Süresi : 01:16 İzlenme : 1019

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön