Burcu Esmersoy: "Ablamı, kedimi, koltuğumu özledim"

Burcu Esmersoy deyince ilk aklımıza gelen “Güzel spor spikeri” oluyor, biz onu öyle tanıdık. Sonra ‘Yok Böyle Dans’ yarışmasında harika dansıyla da tanıştık. Meğer on parmağında on marifet varmış. Burcu sonunda karşımıza balta değmemiş ormanların bulunduğu Dominik Cumhuriyeti’nde çıktı. Adanın en eğlenceli, en fırlamasıymış da haberimiz yokmuş. “Fırlamalık” mı dedin Burcu? O zaman farz edelim ikimiz de adada yarışmacıyız ve Ada Konseyi’ndeyiz...

Burcu Esmersoy: "Ablamı, kedimi, koltuğumu özledim"

"Ada konseyinden herkese merhaba, bugün aramızdan bir isim ayrılacak, şimdi o ismi açıklıyorum." Kusura bakma Burcu, adanın ilk gününden beri senden nefret ediyorum. Çünkü kapkarasın ve hergün biraz daha kararıyorsun.

Ama Nazenin sen evden dışarı çıkmadan barakanın içinde duruyorsun sürekli. Hep gölgedesin, “Güneş zararlı ” diyorsun. Ben de ne yapayım, dışarıda durmak zorundayım. Seninle aynı yerde duramıyorum sonuçta. Ama bunu yayında söylemene gerek yoktu. Biz plaj da birlikte yürürkende söyleyebilirdin.

 

İntikam almak istedim. Ama çok güzel olmuşsun.

Teşekkür ederim

 

Birkaç gündür ben de sizinle birlikteyim. Teşekkür ederim beni çok güzel ağırladınız. Bir kere şunun mutlaka cevabını vermem gerekiyor. “Hem tatil hem iş yapıyorlar” diyorlar sizin için. Burada inanılmaz bir ekip çalışması var. Herkes işinin en iyisi ve kaç kişi çalışıyor? Yayından önce söyledin inanamadım.

Şimdi şurada bıcır bıcır konuşan kurbağalar iki tane, onlarıda sayarsak, ki onlar her konseyde buradalar zaten, var yazılıyorlar, onların dışında yaklaşık 200 kişi çalışıyor. 100 küsur Ar jantinli ve Türk, işte 80-90 tane de Dominikli çalışanımız var. Gayet uyumlu bir şekilde çalışıyoruz. 220 kişi diyelim toplamda.

 

3 ay geçti değil mi?

Evet geçti gerçekten, 95. gün ve inanılmaz.

 

"Arabada Dominik müzikleri dinleyerek ve yolları hiç karıştırmayarak” diyorsun...

Aynen... Hiç karıştırmayarak ve merakla herşeyi öğrenerek...

 

Bildiğin adalı oldun yani! Benide yerli gibi gezdirdin.

Adalıyım, ada tarafından da tanınıyorum artık. Zaten araba kullanış tarzımdan beni kesin tanıyorlar. Gerçekten buradaki lokallerle aram gayet iyi, mekân sahipleriyle; işte market, yemek yediğimiz restoranın sahibiyle de öyle. Komşum zaten onlar. Sabah herkese “Günaydın” diyerek başlıyoruz, gece “İyi geceler” diyerek yatağımıza gidiyoruz. Hani İstanbul’dan daha sıcak bir ortam oldu. Gerçekten buradan ayrıldığım için çok üzgünüm. Ama İstanbul’a gidiyor olduğum içinde çok mutluyum. Yani arada kaldım şu anda. “Ne hissediyorsun?” diye sorarsan gerçekten cevap vermesi çok zor.

 

Şimdi İstanbul’ a dönüyorsun, ama çok özel bir yerden... Böyle yerlerden dönünce “Ferrari ’sini satan bilge ” durumu olur ya; mesela artık ne yapmayacaksın İstanbul’ da, burada o doğallığı gördükten sonra, böy le kararlar aldın mı? “Sık kuaföre git meyeceğim” gi bi...

Hayır o tip kararlar almadım, ama insanlara daha fazla vakit ayırma konusunda kararlar aldım. Çünkü bu seneye kadar, buraya gelene kadar sevdiğim insanlara çok vakit ayıramıyordum ve işle geçiriyordum bütün hayatımı. Bu 90 gün için de onların özlemini çok fazla çektim; arkadaşlarımın, ablamın, kedimin... Onlarla yeterince vakit geçirmediği mi farket tim. Kendim de bunu düzelteceğim bir kere ve kendime de çok daha vakit ayıracağım. Ama onun dışında ne bileyim, beyaz peynir, çay benim için dünyanın en önemli şeyi haline geldi. Türk kahvesi de öyle. Küçük küçük bu tip kararlar verdim, ama çok abartılı büyük kararlar değil. Saç bakımımı ihmal etmeyeceğim yani.

 

Arabanıda satmayacaksın...

Yok yok, o kadar değil yani.

 

İstanbul’a dönünce ilk ne yapacaksın? Evde mi oturacaksın yoksa hemen bir Bodrum’a mı gideceksin?

Bodrum mu? Artık su, deniz, güneş çok fazla görmesem de olur! Ama gerçekten evimi çok özledim. Gerçekten evden çıkasım hiç yok, koltuğumu bile çok özledim. Televizyonu bile özledim. Büyük bir ihtimalle ne var ne yok diye onlara bakacağım herhalde. Yaklaşık bir 15-20 gün sonrada sokağa çıkarım. Bir 15-20 gün bana izin verirlerse sevinirim.

 

Ben pek zannetmiyorum. İstanbul’ da yapsaydık bu röportajı, bu kadar büyülü olmazdı. Sen çoktan sıkılmış olurdun.

Sanırım öyle... Ama burada hazır seni gezdiren birisi oldu fena mı?

 

Şu oturduğumuz yerin arka tarafı nereye gidiyor? Çok merak ediyorum.

Çok güzel bir yere gidiyor.

 

En çok kurbağa seside oradan geliyor.

Gel ben seni götüreyim.

 

Önce adaya veda edelim, bir daha ne zaman geliriz kim bilir!

Bütün ekibe de zaten aynı şeyi söyledim, bir kez daha söylüyorum. Önce Survivor’ı izleyen, bizi ekran başında yalnız bırakmayan herkese teşekkür ediyorum. Bir de buradaki Dominik Cumhuriyeti’nde birlikte 3ay geçirdiğim herkese “Muchos gracias” diyorum.

 

Hazırlayan: Nazenin Tokuşoğlu

 

 

 

Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Pişirmeden pasta nasıl yapılır?
    Pişirmeden pasta nasıl yapılır?

    Süresi : 01:07 İzlenme : 1657

  • 3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?
    3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 2304

  • Yağsız mücver nasıl yapılır?
    Yağsız mücver nasıl yapılır?

    Süresi : 01:31 İzlenme : 2015

  • Yulaflı şekersiz puding tarifi
    Yulaflı şekersiz puding tarifi

    Süresi : 01:16 İzlenme : 1006

  • Tulum peynirli pankek
    Tulum peynirli pankek

    Süresi : 00:54 İzlenme : 1660

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön