Mavi beyaz bir masa…

Yunan mutfağı tazeliği, sağlığı ve çeşitliliği ön plana çıkarırken tıpkı İtalyanlar gibi aslında basit, özdeki lezzeti vurgulayan yemeklerle gastronomik dünyada haklı yerini bulmuş bir mutfak.

Mavi beyaz bir masa…

Altı günlük bir mavi yolculuktan geçen hafta döndük ve gözümün önünden cennet gibi koylar gitmiyor. Bir de incir, zeytin gibi binlerce yıldır mutfakta kullanılan meyveler, üzümler ve gördüğü hürmetle değişmeye direnen ama antik çağlardan beri aslında yenilikçi olan Yunan mutfağı... (Bu arada incirin mevsimi bitmeden incir reçelini ya da incir tatlısını deneyin.) İki senedir mavi yolculuk rotamız Yunan adaları. Artık dünyadaki tüm adaların ortak bir dili olduğundan eminim: Ne olursa olsun özü korumak ve ana karadan kopukluğun getirdiği bir özgüvenle, değişime başkaldıran ama kendince yenilenen bir dil bu.

 

Yunan mutfağı tazeliği, sağlığı ve çeşitliliği ön plana çıkarırken tıpkı İtalyanlar gibi aslında basit, özdeki lezzeti vurgulayan yemeklerle gastronomik dünyada haklı yerini bulmuş bir mutfak. Buna, Akdeniz kültürünün etkisinde, iyi ve bilgece yemek diyorum. Ülkedeki yöresel farklılıkları mekâna ve zamana bakılmaksızın birleştiren, sofrayı sofra yapan üç şey; ekmek, zeytinyağı ve şarap...

 

Ahtopot avı

Tekne seyahatimizde bu bilge mutfaktan biz de nasibimizi aldık. Ama öyle kolaya kaçmadık, her yemeği adalarda yemedik. Lezzet için emek harcadık. Deniz de nimetlerini bizden esirgemedi doğrusu. Hem Yunan hem de Türk karasularında ahtapot, melanur ve izmarit tuttuk. Ahtapot yakalamak hepimiz için yeni bir şeydi. Çocuklar şnorkelleriyle kaptana eşlik ettiler. Biz eşimle teknede gözlemdeydik. İlk tecrübe her zaman çok heyecanlı oluyor. Kaptan çarptırmayla yakaladı ahtapotu ama bazen eliyle bile tutabiliyormuş. Hızlı olmak lazım zira kaçmaları an meselesi. Tutar tutmaz kafasını ters çevirip mürekkebini boşaltmanız gerekiyor.

 

Ayrıca iki dişini de koparmalısınız; tekneye getirene kadar akıllı ahtapotun ne yapacağı belli olmaz. Teknede 40 kere taşa vurarak yumuşattığımız ahtapotu “Şarapla mı, sirkeyle mi haşlayalım” soruma karşılık sadece suyla haşladık. Zeytinyağı ve limon, sonrası tek kelimeyle şahaneydi. Şehirlerde eski tip çamaşır makinesiyle vurulup düdüklü tencerelerde bile doğru dürüst yumuşamayan ahtapot, pamuk gibi olmuştu. Yunan mutfak kültürü binlerce yıllık tarihinde yabancı kültürlerden de etkilenmiş. Ama bugün gelinen durumda kimse hangi yemeğin hangi kökenden geldiğiyle ilgilenmiyor, zira gastronomik geleneklerini çok güzel saklayabilmişler.

 

Artık yapmaya çalıştıkları dikkat çeken dünya trendleriyle, özenle korudukları mutfaklarını bilinçli bir şekilde harmanlamak. İşte bizim mutfağımızın da ihtiyacı olan şey bu. Yunan ve Türk mutfağının ortak pek çok özelliği var. Restoranlardaki çoğu tat tanıdık. Ama denizci geçmişleri onları deniz ürünleri konusunda daha özgüvenli yapmış. Denizden çıkan her şeye hakimler.

 

Gitti bizim kestaneler

Adalarda yediğimiz denizkestanelerinin nerelerden çıktığını da sordum. “Bazen bizim adalarımızdan bazen Türkiye’den” demezler mi! Ah yine gitti bizim kestaneler diye düşündüm. Bir de değişik tarif aldım. Siz hiç doldurulmuş deniz kestanesi yediniz mi?

 

Denizlerimizden çıkan kestaneleri Yunanlılar pirinçle doldurup pişiriyorlar desem ilginizi çeker mi bilmem ama ben hayıflandım ve biraz da meraklandım. Denizkestanelerinin dikenlerini iyice temizledikten sonra içinden çıkanları, suyunu saklamak için bir süzgece koyuyorlar. İyice temizlenmiş kestane kabuklarının dibine, süzülen kestane içini koyuyorlar. Üzerine zeytinyağında çevirdikleri domates, maydanoz ve küp soğanla beraber dolma içi gibi pişirdikleri pirinci ilave ediyorlar. Sonra ne mi yapıyorlar? 3’te 2’si bu içle dolu denizkestanesi kabuklarını bir tencereye yerleştiriyorlar. Süzdükleri kestane suyunu zeytinyağıyla tencereye döktükten sonra kestanelerin 1 cm üzerine çıkacak kadar su koyuyorlar. Kaynadıktan sonra 1 saat kısık ateşte pişiriyorlar.

 

Bu afrodizyağı ve olağanüstü şık ve sıcak ikram ediyorlar. Bize ne mi yapmak düşüyor? Yunan adaları sonrası mavi beyaz sofralar kurarak avunmak...

 

Türkiye’de balık lokantaları pahalı

Son sözüm ülkemizdeki balık lokantalarına. Komşunun dedikodumuzu yaptığını bilesiniz. Türkçe bilen bir garson aynen şöyle dedi: “Ayıp oluyor ama, o fiyatlar ne öyle? Asgari maaşla benim komşum nasıl yiyecek balığı, mezeyi? Çok yazık çok!” Aslında Türkiye’ye yaklaştıkça ya da İtalyan etkisinin görüldüğü adalarda hemen artan fiyatları görünce o garsona “Tehlike sizin de kapınızda demek” geldi içimden ama belki de artık çok geçti...

 

Asma yaprağında ızgara sardalya için lütfen tıklayınız...

 

İncir tatlısı için lütfen tıklayınız...

 

Haber: Selin Kutucular

Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Yağsız mücver nasıl yapılır?
    Yağsız mücver nasıl yapılır?

    Süresi : 01:31 İzlenme : 1845

  • Yulaflı şekersiz puding tarifi
    Yulaflı şekersiz puding tarifi

    Süresi : 01:16 İzlenme : 952

  • Tulum peynirli pankek
    Tulum peynirli pankek

    Süresi : 00:54 İzlenme : 1646

  • Tok tutan salata nasıl yapılır?
    Tok tutan salata nasıl yapılır?

    Süresi : 01:42 İzlenme : 1103

  • Kolay muska böreği tarifi
    Kolay muska böreği tarifi

    Süresi : 05:38 İzlenme : 1166

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön