Kehanet Müdürü
Arzu Akgün

Sırra saygı duymak

13 Şubat 2012 Pazartesi

Telefonda tanımadığım bir adamla konuşuyorum. Adamın sesi “Ben yakışıklıyım, bunun da farkındayım.” diyor. Telefon omzumla kulağım arasındayken bir yandan da Google görsellerde adamın fotoğrafını arıyorum. İnsanın kendi evine girince hiçbir yere bakmadan ışığı açması gibi kendiliğinden yapıyorum bunu.

 

Evet yakışıklıymış gerçekten. Profili de açık, işte okuduğu kitaplar, dinlediği müzikler, beğendiği haberler… Beklemek, merak etmek, hayal kurmak, ipuçlarından keşfetmeye çalışmak, kafanda canlandırmak yok artık!

 

Gizem! Ey büyük Tanrı! Biz seni teknolojiyle öldürdük.

 

Bazen hayata şükrediyorum Google’sız, Facebook’suz, cep telefonsuz aşkı yaşayabildiğim zamanlar oldu diye. Eve hemen gideyim de o aradığında telefonu babam değil ben açayım heyecanı vardı. Sevdiğim adamı anlattığım zamanlarda “Yanında fotoğrafı var mı?” diye sorulurdu bilgisayarın başına geçmek yerine. Sırrı tutabilmek ve saygı duyabilmek… Elbette anlatmak ve dinlemek insana bahşedilen en büyük nimetlerden ama bazen düşünüyorum da hayatın bütün bu kalabalığı ve kolaylaştıracağım derken sığlaştırdığımız her şey, süzmeyi damıtmayı mı unutturuyor mu bize? Neden rüyanı anlatma, fal baktırma, herkese her şeyi söyleme dediklerini düşündüm uzun süre… Sonra anladım ki anlatana kadar her şey muğlak, her kapı açık, henüz hiçbir şey kayıt altına alınmamış. Anlattığınız anda, örneğin hoşlandığınız adamdan bahsediyorsunuz birine ve karşınızdaki kişi bir yorum yapıyor. Artık o andan itibaren o kişiyle ilgili bir sürü ihtimallerden arkadaşınızın yaptığı yorum artı bir olmuştur.

 

Ben çok uzun yıllar anlamadım; o çok severek okuduğum masallarda neden kahramanın en büyük sınavı kendisine bahşedilen lütfu kimseye söylememek olduğunu. Çok çok sonra insanın sahip olduğu bir şeyi özellikle de kendisini mutlu ediyor ve gururlandırıyorsa kimseye söylememenin, içinde tutmanın ne kadar zor olduğunun farkına varabildim. Biz ki mezar taşına isim yazdırmayı bile kibir sayan bilgelerin olduğu bir gelenekten geliyoruz yine de dünyanın en zor işi işte biraz sessiz kalabilmek.

Mecnun, Leyla’ya yakınır; “Herkese, her taşa seni anlattım, cevap alamadım. Bunun ne kadar zor olduğunu bilir misin?” diye. Leyla cevap verir; “Peki sen hiç kimseye anlatamamanın ne kadar zor olduğunu bilir misin?

 

Yine de zor olan bizim olsun. Bizim olsun ki o peşinde koşsak da gerçekten istediğimizden emin olamadığımız bütün hayaller önce içimizde yer bulsun, yerleşsin. Bizim olanlar kalsın, olmayanlar dile düşmeden uçup gitsin…



SERVİS