Damla Çeliktaban

Bu hikâyelerde doğum öcü değil

12 Kasım 2013 Salı

 Doğum, hamilelik hastalığının (!?) bitiş çizgisinden çok daha fazlası. Doğum, bir canın kendiliğine ilk adımı. Doğum bir kadının hem bir cana hem de kendine yeniden hayat verdiği mistik bir başlangıç. Doğum önemli.

 

21. yüzyıl tıptaki teknolojik gelişmeler, risk odaklı sağlık anlayışı, nesilden nesile devreden negatif doğum hikâyelerinin yarattığı korku kültürüyle birlikte doğumun ne olduğuyla ilgili anlam kaymasına sahne olunan bir çağ.

 

Doğum bir yandan ağırlıklı olarak hastanelerde, mümkün olan tüm müdahaleler yapılarak, doktor odaklı, teknoloji odaklı, doğuran kadını pasifize eden bir hal alırken diğer yandan doğumun özelliğine ve önemine inananlar tarafından kurtarılmaya çalışılıyor. Bu açıdan kuledeki Rapunzel’e benziyor. Kontrol altında, kapalı, esir... Amma ve lakin bir Rapunzel varsa onu kurtaracak bir prens de bir yerlerde bekler.

 

İşte hem bizim ülkemizde hem de dünyada doğumu kurtaracak ve layık olduğu yere getirecek olanlar anneler. Bu deneyimi bir kere yaşamış ve öyle zorlanmış ki başkalarının bu şekilde yaşamasını istemeyen kadınlar ve tam tersi, öyle güzel bir doğum geçirmiş ki herkes bunu bu şekilde yaşasın isteyen kadınlar... Kadınlar.

 

Doğumda Kadın Hakları Derneği

(DOĞANA) anneye ve bebeğe saygılı doğum deneyimleri konusunda farkındalık yaratmaya, doğum dünyasını kadın odaklı hale döndürmeye çalışan bir dernek. Derneğin kurucuları arasında doktorlar, doulalar, anneler, yoga eğitmenleri var. Doğumda kadın hakları için çalışan kadınlar yani. Son olarak kendi yayınladıkları bildirgenin maddelerine örnek teşkil etmesi için doğum hikâyelerini toplayarak bir kitapçık oluşturdular. 8 madde, 8 kadın, 8 doğum hikâyesi...

 

Anneler, yakın zamanda Türkiye’de anne olmuş gerçek kadınlar, doğumlarını anlatıyorlar kitapçıkta. Hepsi birbirinden güzel ve ilham verici doğumlar. Bir tanesi evde, diğeri suda, birçoğu hastanede gerçekleşse de ortak noktaları var. Bunlar kadınları mutlu eden, “Bunu yaptıysam her şeyi yapabilirim” hissi veren deneyimler. Bu hikâyelerde doğum öcü değil, sancılar korkunç değil, birçoğunda vajinal kesi yapılmamış, bebekler doğdukları gibi annelerinin kucaklarına verilmiş ve diledikleri sürece orada kalmışlar. Bunlar, zamanın ruhuna “inat” doğumlar.

 

Her bir hikâye DOĞANA’nın bildirgesinin bir maddesini örnekliyor. Bahsi geçen bildirge ve maddeleri şöyle:

1. Gebelik, doğum ve loğusalık doğal süreçlerdir.

 

2. Her kadın gebelik öncesi, gebelik, doğum ve loğusalık dönemlerinde yeterli bilgi, eğitim ve kaliteli sağlık hizmeti alma hakkında sahiptir.

 

3. Doğumun merkezinde kadın vardır. Doğum süresince aktif olabilmelidir.

 

4. Mahremiyet hakkı gebelik ve doğumun vazgeçilmez parçasıdır.

 

5. Her gebe doğumun başından sonuna kadar istediği kişilerden kesintisiz destek alabilmelidir. Buna yakınları, ebesi, doulası (doğum destekçisi) dahildir.

 

6. Kendisine ve bebeğine yapılacak her türlü tıbbi girişim konusunda kadın doğru ve tarafsız olarak bilgilendirilmelidir. Bu konularda kadının karar hakkına saygı duyulmalıdır.

 

7. Anne ve bebek bağı doğum sırasında ve sonrasında korunmalı ve desteklenmelidir.

 

8. Anne ve bebeğe, kamusal alanlarda rahatsız edilmeden, çalışma hayatında kısıtlanmadan, özgürce emzirme ve benzeri temel analık ihtiyaçlarını karşılayacak koşullar sağlanmalıdır.

 

İşte bu hikâyeler sayesinde doğum hapsolduğu kuleden kurtulacak. Kadınlar, diğer kadınlara şimdiye kadar âdet olduğu üzere “nasıl da zor doğumlar yaşadıklarını” değil, doğumun hayatlarının en güzel deneyimlerinden biri olduğunu öğretecekler. Bunlar gerçek kadınlar, gerçek hikâyeler. Sizin de böyle bir hikâyeniz olacak belki... Siz de paylaşacaksınız. Paylaşın.

 

Not: Kitapçığı doğana@doğumdakadinhakları.com adresine mail atarak temin edebilirsiniz.



SERVİS
Tüm Yazarlar