Yeni Tanrımız Teknoloji!

Sevgili Dostlar,

 

Evrendeki ahenk, düzen ve titreşimleri algılamamıza engel olan, bizleri kaygı, gerginlik, huzursuzluk ve ümitsizliğe sürükleyen düşünce kalıplarımızı sorguluyorum.

 

Bizi birlikten, birlikte hareket etmekten uzaklaştıran şey ya da şeylerin ne olduğunu düşünmeye devam ediyorum.

 

Paylaşımda bulunan dostlarımız, iç sesimizi artık yeteri kadar dinlemediğimizden, egolarımızın ne kadar ön planda olduğundan, şükür etmeyi unuttuğumuzdan bahsetmişler. Tahammülsüzlüğümüzün ve sabırsızlığımızın bizi ne hale getirdiğini, bencilleştiğimizi, dayanışma ve paylaşma yerine, üstün görme, ayrışma ve bireyselleşmeye daha fazla önem verdiğimizi belirtmişler.

 

Hepsinin düşüncelerine katılmamak mümkün değil.

 

Evet, doğada üstünlüğümüzü ilan ettik. Teknolojik olarak geliştikçe, bunu diğer canlılara karşı olarak kullanmaya başladık. İstila ettik. Yok ettik. Bu aynı zamanda bizi kendi doğamızdan, özümüzden uzaklaştırdı.

 

Dünyada en tehlikeli virüsten dahi daha fazla yok edici bir güç olduk. Ruhumuzu  unuttuk. Beden, fizik ihtiyaçlar, görünüm, sahip olma arzusu bizi ele geçirdi artık. Nicelik olarak çoğaldık. Sahip olduğumuz giysiler, arabamız, markalı eşyalarımız, diplomalarımız, bilgisayarlarımız, telefonlarımız, teknolojik aletlerimiz çoğaldı. Ancak niteliği unuttuk.

 

Niteliğin fizik olarak sahip olduklarımız ile artamayacağını gözden kaçırdık. Ev almak, arabamızı değiştirmek, “en iyi” okullarda okumak için hedef koyduk. Ayrıştık, ötekileştik, beğenmez olduk, etiketledik, sınıfladık.

 

Ya ruhumuz, ona ne oldu biz tüm bunlarla uğraşırken? Kendimizi, özümüzü yok etme sürecinin başlangıcı idi tüm bu olanlar. Bununla beraber, mutsuzlaştık, hayatın anlamını kaybettik, hastalıklar türettik, uyuşturulduk, uyuşturduk kendimizi.

 

Çocuklarımız, ya çocuklarımız ne hale geldiler. Bunu ayrıca ele alacağım.

 

Bir kuş ya da çiçek yaşamın tüm olumsuzluklarına rağmen şikâyet etmeden ayakta kalmaya çalışır. Büyük bir bilgelikle yapar bunu. Çünkü içinde, bizim unuttuğumuz ya da içgüdü diye geçiştirip önemsemediğimiz, var oluş bilgisi vardır. Bizde de var elbette. Ancak biz bu bilginin yerine, kendimizi her şeyin üstünde görerek, doğanın hâkimi ilan ederek, bu bilgiyi anlayıp ortaya çıkarmak yerine, keşfettiğimizi sandığımız günden güne değişen bilgilerimizi öne çıkartarak, doğal yaşamdan uzaklaştık.

 

Kısacası teknoloji bizim Tanrımız artık.

 

Bir değil birkaç dil konuşabiliyoruz, bilmem nerelerde (!) tahsil gördük. Arabalarımız uçar gider, uzaya çıktık, insan ömrünü uzattık, biz var ya biz…

 

Peki ya bütün bunların bedeli neydi? Ödediğimiz bedel kazandıklarımızın üstünde mi yoksa?

 

Bir çift naylon çoraba bedenimizi zaten satmıştık da, ruhumuzda mı gitmişti çoktan?

 

Değerlerimiz değişti. Ahlak denen ahlaksızlığın içinde kaldık artık.

 

Şimdi sahip olduğumuz tüm kavramları yeniden gözden geçirmek zorundayız. Yarattığımız her şeyi sorgulamak, dürüstçe, aynaya bakarak cevaplamak, yerli yerine koymak zorundayız bildiğimizi zannettiğimiz şeyleri. Uzmanlık, bilgiçlik edalarını bir kenara koyarak, yalınlaşmaya çalışmalıyız. İnsan olmaya, insan olduğumuzu hatırlamaya çalışmalıyız.

 

Bunları gerçekten içe dönerek yapabiliriz. İçimizde var olan bilgiyi çıkartarak, anlamaya çalışarak, yardımlaşarak, birbirimize rehberlik ederek, güç kullanmayı bırakarak yapabiliriz.

 

Çıplak, çırılçıplak kalabilir misiniz? Tüm ünvanlarınızı, maskelerinizi, kazandıklarınızı, biriktirdiklerinizi bir kenara koyabilir misiniz?

 

Şimdi neleri değiştirmek isterdiniz?

 

Sen okumuş adam...!


Ne biriktirdin düşlerinde bu güne kadar?

 

Çocukluğunun saf hayallerini de unuttun.

 

Saçmalık diye.

 

Yaratmıyorsun artık, farklı düşmemek için.

 

Oynuyorsun, yalnızca oynuyorsun.

 

Ne adına,

 

Düzgün yaşamak, mutlu olmak, elde etmek için,

 

Peki gerçekten mutlu musun?

 

Eriştin mi amaçlarına?  Yoksa eriştiklerin hep başkalarının amaçları mı?

 

Sen okumuş kadın...!

 

Yitirdin ak sütündeki besleyeni.

 

Emzirmiyorsun artık, memelerin bozulmasın diye.

 

Güzelleşmek için boyanıyorsun.

 

Oysa kadın şefkatiyle zaten dünyayı fethetmemiş miydi?

 

Unuttun şefkati, saldırdın maddeye.

 

Sevdiklerine sunmuyorsun doğurganlığını.

 

Peki ya sen, sen mutlu musun?

 

Tatmin ediyor mu boyalı yaşam?

 

Yoksa boyalı yaşam gerçek renklerini mi örtüyor?

 

Ve sen, sen Ey insan!

 

Yoktu tabuların, yaşardın keşfetmek için.

 

Keşfettin ilerledin, doğaya hâkim oldun.

 

Gücünü ve öğrendiklerini yok etmek için kullandın daha çok.

 

Çok ilerledin çok,

 

Ama unuttuğun kendin oldun.

 

Evrendeki en büyük gizin.

 

Sende saklı olduğunu unuttun.

 

Peki ya sen, sen mutlu musun?

 

Yarattığın teknolojiyle ve sınırlarınla.

 

Yoksa onlar mı seni zincirliyor?

Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • "Boşaltılamayan her duygu bedende birikir..."
    "Boşaltılamayan her duygu bedende birikir..."

    Süresi : 07:13 İzlenme : 2923

  • Pişirmeden pasta nasıl yapılır?
    Pişirmeden pasta nasıl yapılır?

    Süresi : 01:07 İzlenme : 1629

  • Yüz şekline uygun saç modeli nasıl belirlenir?
    Yüz şekline uygun saç modeli nasıl...

    Süresi : 02:25 İzlenme : 2334

  • Hipnozla doğum nedir?
    Hipnozla doğum nedir?

    Süresi : 02:58 İzlenme : 899

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 2602

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön