Seni hiç sevmedik 2012!

Her gün en az 3 kişiden gelen, artık neredeyse “e-devlet şifren yoksa bana bu soruyu sorma” diyeceğim noktaya geldiğimden hemen bu meseleyi burada halledelim: “Yılbaşında evdeyiz, valla, aman ne yapıcaz zaten, gelen giden olur, bitti gitti!”

 

Zaten 2012’yi arkasından su döküp 2013’ü çiçeklerle karşılayacak kadar iyi hislerle dolu değilim. Bizi paçavraya çeviren 2012’nin arkasına bile bakmadan gitmesi tek dileğim.

 

Çok isterdim, size de şöyle tatlı bir yeni yıl mesajı yazayım. Hatta sanki 23 Nisan’da Yılmaz Özdil’in koltuğuna oturmuş küçük gazeteci yazar adayı taklidi yapsam, kafiyeli cümleler kursam, onları alt alta dizsem, konuyu illa ki İzmir’e bağladığım bir yeni yıl hutbesi yazsam.

 

Şahane olurdu!

 

Sonunu da Yaprak Dökümü’ndeki Hayriye Hanım gibi, “Aman aman, Allah ağzımızın tadını bozmasın” diye bağlayıp, arkasına da yapış yapış bir yeni yıl dileğini yapıştırıp, “Artalım eksilmeyelim, hayırlı 2013’ler değerli okuyucu” yazıp kepengi indirsem ve uzun bir yılbaşı seyahatine çıksam!

 

Ama işte hayat. Burada o gece tombala, pijama, çekirdek. Evdeki seviye 90’lar Türkçe pop şarkıları dinlemeye kadar inerse o zaman müsaademi ister erkenden yatarım.

 

Çünkü seni hiç sevmedim 2012. Senin dedeni de sevmemiştim.

 

Geldiğinde anladık zaten 2011’in devamı olduğunu. Hani anneler koşar ya en sevdiğin tişörtünün arkasından, “O çok eskidi, ver de toz bezi yapayım” diye, hatta en sevdiğin konser tişörtüne bir bakarsın, evdeki temizlik yapan hanımın üstünde, dana gibi Metallica yazıyor, üstünde çamaşır suyu damlaları ve elinde de The Smiths yazanla toz alıyor. İşte bizi o çok sevdiğimiz tişörtlerden toz bezi yaptın.

 

Arkadaş gider ayak hoş olmayacak ama, sen ne kadar sevgisiz, ne kadar saygısız, ne kadar antipatik, ne kadar öldürme meraklısı çıktın. Ne kibirli gelmişsin de ruhumuz duymamış.

 

Düşünüyorum da bu kibiri en son “İnsan hakları ihlalleri için geldim. Kapatın da Boğaz Köprüsü’nü trafiğe, trafiğinizi bir felç edelim de, şöyle Avrupa’dan Asya’ya bakanlarınızla geçeyim” diyen Bono’da gördüm.

 

Canın sağolsun da diyemeyeceğim. Bu kadar can yakıp, bu kadar can alana denmez o.

 

Döktüğün kanlara doyamadın. 34 tane çocuğu alıp giden de sensin, Roboski utancı ensemize yapıştırmaya utanmayan da yine sensin.

 

“Gel de yaşa 68. Gün” diye duvarlara yazdıran sensin, poşu taktı diye öğrencileri içeri tıkan sensin, biber gazını oda spreyi gibi insanların üstüne sıkan, gazetecileri, öğrencileri hapse tıkıp tıkıp, görüş günlerini azap günlerine çeviren, babasını ziyarete gelen çocuğu eteğindeki zımbalar öttü diye donuyla içeri sokmaya utanmayan, hapishaneye bir saksı çiçeği kabul etmeyen yine sen ve dört duvarlarınsın.

 

İnsanları evlerinden yerlerinden edip edip, o tuğla tuğla kurdukları hayatları kırpıp kırpıp yaptığın TOKİ’lere bakarak “Güzel oldu be! Şu binaların şu sakil asaletine bak” mı diyeceksin?

 

Askere omuzlarda giden çocukların cenaze arabalarının üzerinde bir bayrak, bir mektupla dönmesini nasıl açıklayacaksın?

 

Komutanların yere düşen bir yaprak uğruna çocukların suratına çaktığı tokatların sesini gece kışlada nöbet tutarken tüfeklerinden çıkan intihar kurşunu bastırdı. Bu sesi duymayız sanan da sensin.

 

Neymiş efendim,  bedelli askerliğe başvuru sayısı beklenenden az olmuş.

 

Ödenen bedelleri banka çeki yerine saysan, iyi edersin.  

 

Neyse. Çok dargınız sana 2012.

 

Bizi nasıl bir nefret ve önyargı bavulunun içine tıkıp da arkana bakmadan gideceksin, hayret.  

 

Öyle ki artık insanlar da yıllara benzer oldu. Kimilerini çok rahat, “Bu ne kadar da o iğrenç 2012’ye benziyor” diye rahatlıkla tarif edebilirim, sevdiklerimi alır 2006’ya benzetirim. İşte seni bu yüzden de sevmedim 2012.

 

Uğurlarken, “Kendine iyi bak” demek isterdim, bize iyi bakmayana bu da denmez.

 

Kendi bavulunu kendin hazırla, bol bol kefen götüreceğin için yanında, ağır olur bavulların, şaşırma. Arkandan dökülecek bir bardak suyumuz yok, kendin dökersin artık. Kaldı şurada 5 gün. Tadımızı daha çok kaçırma. Ufak ufak kaybol.

 

Biz de hangi kâbustan nasıl uyanacağımızı, hangi acımızı, hangi kocakarı reçetesiyle dindireceğimizi bulalım. Özetle: Seni unutursak kalbimiz kurusun 2012.  Selametle.

Yorumlar
4
Onay Bekleyenler
0

  • Hipnozla doğum nedir?
    Hipnozla doğum nedir?

    Süresi : 02:58 İzlenme : 884

  • Neden limonlu su içmeliyiz?
    Neden limonlu su içmeliyiz?

    Süresi : İzlenme : 2561

  • 3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?
    3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 2287

  • Doğum nedir?
    Doğum nedir?

    Süresi : 05:31 İzlenme : 24352

  • Yağsız mücver nasıl yapılır?
    Yağsız mücver nasıl yapılır?

    Süresi : 01:31 İzlenme : 2006

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön