Vajina muhabbetler

Evde yalnız kalmak, keyifle yaptığım şeylerden biri. Genelde çarşamba günleri çalışmamaya özen gösteriyorum. Ev halkı gittiğinde ev tamamen bana kalıyor.

 

Arada nasıl bir fark var bilmiyorum, ama evin bu hali de yaşanılası. O sessizlik, evin içinde dolaşmak, bir şeylerin yerlerini değiştirmek... Kitap okumak, yazmak... Birkaç arkadaşla telefon sohbeti...

 

Bugün de günlerden çarşamba ve ben evdeyim. Herkes gittikten sonra, kendime bir bardak soğuk süt koyuyorum, en sevdiğim içecek. Kahve ile aram iyi değildir, lakin iyi bir paylaşımdır.

 

Çayın yanında katık edecek bir şeyler olmazsa çok da keyif almam.

 

Sütümü içerken eskilere gittim.

 

Yıllar önce, kızım hemen hemen bir yaşlarındayken rahatsızlanmış, kadın doğum uzamına muayene olmaya gitmiştim. O zaman doktora şikâyetimi anlattığımda, bana ilginç bir tepki vermişti.

 

Hem utanmış, hem şaşırmıştım. İtiraf ediyorum. Kendimi bir parça da suçlu hissetmiştim.

 

Rahatsızlığımı söyledikten sonra bana, vajinama bakıp bakmadığımı sormuştu. Ben de "Hayır" demiştim. O zaman "Nasıl yani, hiç merak etmedin mi?" demişti.

 

Kıpkırmızı olmuş, yapılması gereken bir şeyi yapmadığım için fazlasıyla suçluluk duymuştum.

 

Eve geldiğimde ilk iş, ayna alıp vajinama bakmak olmuştu. Öyle pek de kolay olduğunu söyleyemem. Kaçamak bakışlar, "Nasıl görünüyor acaba?" diye düşünmeler, ya çirkinse korkuları...

 

Sonunda, önce bir kaç kaçamak, ardından uzun bir bakış ve yüzleşme.

 

Bedenimin bir parçasıyla, hem de cinsel kimliğimin en önemli parçası olan vajinamla tanışmıştım. Benim için benim özelimdi ama benim mahremimdi de.

 

O günden sonra yıllar geçmesine rağmen bir daha vajinama bakmadım.

 

Oysa ne tuhaf! Kadın kimliğimin, cinsel kimliğimin başlangıç noktası vajinam.

 

Neden yok sayıyordum ki?

 

Hayata yaşamı verdiğin yer. Seviştiğin, haz aldığın, sana ait olmayanları bıraktığın yer. Hayata kök saldığın yer. Acaba bir tarafım kabul etmiyor muydu dişil tarafımı?

 

Odama çıktım. Küçük el aynamı aldım ve vajinama baktım. Bu sefer kaçamak bakışlar olmadan.

 

Bir meditasyonda öğrenmiştim. Cinsel organının tam üzerine ellerini koyuyor ve şu cümleleri söylüyordun:

 

"Kadın kimliğimi-erkek kimliğimi kabul ediyorum. Eril ve dişil enerjim dengede. Bu bedende güvendeyim."

 

Ben de aynı şeyi şimdi yapıyordum. Cinsel organımın belirli noktalarına dokunurken, bu cümleleri söylüyordum.

 

Merak etmeyin, mastürbasyon yapmadım. Bu sefer bana haz vermesini değil benim ona haz vermem gerektiğini düşünüyorum.

 

Onu görüyorum. Kabul ettiğimi ve cinsel kimliğimi sevdiğimi hissediyorum.

 

Bedenimin her bir parçası gibi, bana hizmet eden bu parçayı da sevmeli ve onurlandırmalıyım. Bu, bana verilmiş en güzel armağandı.

 

Evden çıkmaya ve bu farkındalık için kendime, pardon vajinama hediye almaya karar verdim.

 

Renkli slipler olabilirdi. Beyoğlu'na heykeltraş eğitimine giden iki kız arkadaşıma, beni de geçerken almalarını rica ettim.

 

Yolda keyifle sohbet ederken, arkadaşlarıma, Beyoğlu'nu gezeceğimi, onlara eşlik edemeyeceğimi söyledim.

 

İçlerinden biri "Olmaz, mutlaka gel. Son anda aradığına göre gelmen gerekiyor, vardır bunda bir hayır" dedi.

 

Ahh bu kişisel gelişimciler... Her şeyi bir anlama bağlamasalar olmaz.

 

Onlara, bugünü vajinamla baş başa geçireceğimi söyleyemedim. "Tamam, bir bakar kaçarım" dedim.

 

Beyoğlu'nun eski, dar ara sokaklarından yürüyerek Tonkuş atölyesine ulaştık. İnanılmaz güzel ve keyifli bir yer. Sanatın her türüne aşığım. Yeteneğini kullanmayı seçen herkese aşığım.

 

Yunus bey, güler yüzüyle bizi karşıladı. Atölyesini dolaştık. Model, biraz geç gelecekmiş. Ben yavaş yavaş gitmeye, vajinama verdiğim sözü tutmaya çalışıyorum. Bir kahve içip ayrılmak üzere anlaşıyoruz.

 

Yunus bey, "Siz katılmayacak mısınız?" diyor. İşin açıkçası hiç çizim yapmadım, hem kendime güvenmediğim hem de yeterince hobim olduğunu düşündüğüm için kibarca "Hayır" dedim, ardından sebeplerini açıklayarak.

 

Gülümseyerek, "Gerçekten istiyorsan ve doğru yerdeysen başarı gelir. Başarı için de emek şart. Sihir, değnekle olmuyor" dedi.

 

Bana çok yakın geldi bu sözler. Kişisel gelişim için de öyle. Değişim ve dönüşüm için gerçekten kişinin istiyor olması ve doğru adresi seçmesi...

 

Gerisi eylem, eylem, eylem; Değişimin üç sihirli anahtarı.

 

Tam kapıdan çıkacaktım ki, arkadaşım bana geçen haftalarda yaptığı çizimleri gösterdi. Hepsi nü çizimlerdi.

 

Biraz önce bahsettikleri modelin, gelince ne yapacağını sordum. Arkadaşım, "Model çıplak, bize poz veriyor" dedi.

 

"Tamamen mi?" "Evet"...

 

Sanırım kalmalıyım.

 

Arkadaşım, bedenin parçaları üzerinde tek tek çalıştıklarını, ellerin, ayakların en zor kısımlar olduğunu anlattı.

 

Hımmm, eller, hayatı kavrayan ve tutan, ayaklar, kararları, hayalleri hayata geçirmek için gereken emeği, çabayı sarf eden...

 

Zor olmalarına ve özen istemelerine şaşmamak lazım.

 

İzin alarak salonun bir köşesine çekiliyorum. Ortam çok güzel. Birbirinden yetenekli kadınlar yerlerini alıp, çizim yapmaya başladıklarında, ben ortada çırılçıplak duran modele bakıyorum.

 

Aman tanrım! Kral, gerçekten çıplak!!!

 

Yunus bey, her bir öğrencisiyle ayrı ayrı ilgileniyor. Onlar çizime devam ettikçe, ben, “ İyi ki katılmamışım” diyorum.

 

Bu da ayrı bir yetenek çünkü. Esmer güzeli kızımız saatlerce aynı pozda dururken, ben onun özgüvenine hayran, onu izliyorum.  

 

Serde gençlik de var tabi. Kırk yaşına gelmiş, iki çocuk doğurmuş ben, o şekilde duramam diye düşünüyorum, ama kırkın tadı da ayrı bir güzel.

 

Tamam farkındayım, kadınca bir kıskançlık halindeyim. Her yaşın ayrı bir güzelliği var. Ben o yaşlardayken hayattan keyif alıyordum, şimdi de alıyorum. Kıskançlık devam mı ediyor?

 

Kadın, her yaşta güzel. Yeter ki, sahip olduklarımızın farkında olalım.

 

Kendimizi olduğumuz gibi sevdiğimizde, zaten yaşın ne önemi var ki!

 

Yaşla sınır koymak, keşke ve pişmanlıkların işareti olsa gerek!

 

Neden buradayım peki? Arkadaşım haklı çıktı. Tesadüf diye bir şey olmadığına göre her şeyin bir anlamı var.

 

Öğrenmem gereken nedir? Bedenimin tüm parçalarını görmek mi? Yoksa kadın olmanın sanat olduğu mu?

 

Yahut incelik, duyarlılık, sevgi, hoşgörü, kocaman bir yürek mi?

 

Sanırım eve gidince aynanın karşısına geçeceğim. Tüm bedenimi izleyecek, bedenimin her bir parçasına dokunup, "Sen benim bedenimin en güzel parçalarından birisin, seni seviyorum, seni görüyorum" diyeceğim.

 

Bunu, iç organlarım için de yapacağım. Onlar da bedenimin parçaları değil mi? Neden olmasın?

 

Eşime, beni daha çok sevmesini, bana daha çok dokunmasını söyleyeceğim.

 

Çocuklarıma, kendilerini her şeyleri ile bir bütün olarak sevmelerini, ruhsal olarak en güzel aracın bedenleri olduğunu ve ona iyi bakmaları gerektiğini söyleyeceğim.

 

Her sabah aynaya baktığımda, kadın olmanın ne kadar güzel olduğunu kendime hatırlatacağım.

 

Şimdi izninizle, vajinama verdiğim sözü tutmalı, ona güzel bir slip almalıyım.

Yorumlar
6
Onay Bekleyenler
0

  • Doğum nedir?
    Doğum nedir?

    Süresi : 05:31 İzlenme : 24324

  • Yağsız mücver nasıl yapılır?
    Yağsız mücver nasıl yapılır?

    Süresi : 01:31 İzlenme : 1986

  • Pet şişelerin altındaki numaralar ne demek?
    Pet şişelerin altındaki numaralar ne demek?

    Süresi : İzlenme : 1717

  • Kamasutra pozisyonları
    Kamasutra pozisyonları

    Süresi : 00:42 İzlenme : 9808

  • Yulaflı şekersiz puding tarifi
    Yulaflı şekersiz puding tarifi

    Süresi : 01:16 İzlenme : 995

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

Copyright © 2014 - Tüm hakları saklıdır. Ciner Medya Tv Hizmetleri A.Ş. Üretim ve Tasarım CBG
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön