Duyduğunuz tarafıyla değil, kabul edemediğiniz tarafıyla bakmayı deneyin. Acaba ne anlatıyor olmalı, gerçek olması neredeyse imkânsız, ama bir o kadar doğru tespit? Çok güzelsin. Kimse cesaret edip yanına bile gelmez. Bırak gelmeyi, yalnız olduğunu tahmin bile edemez.
“Böyle bir kadın asla yalnız kalmaz” der, çeker gider ve belki de başlayacak olan başlamadan biter. Naifsin, düşüncelisin, kendinsin, özgüvenin yerinde olduğu için komplekslerden arınmış olursun. Almadan vermeyi en büyük erdem sayarsın! Bu kez de ne mi olur?
Tabii ki karşındaki sergilediğin erdemden cesaret alır, senden aşırma yapay özgüvenle ego patlaması yaşar ve saçmalamaya başlar. Sonra da ilişkinin içine edip, bir çuval inciri berbat eder. Bununla bittiğini mi sanıyorsun? Sen almadan verdikçe o daha fazlasını ister ve sonunda yenilgiyi kabullenip bedbaht yalnızlığına geri dönersin. Güzel, düşünceli, komplekssiz, kendi gibi, özgüveni tam, almadan vermeyi erdem sayan ve bir kadını kusursuz kılabilecek daha birçok özellik! Bunlar bir kadının tanrısal kusursuzluğu ve aynı zamanda yalnızlığıdır.
Yalnızlık; taşıyıcısı erkekler olan, bulaşıcı bir şehir hastalığıdır.
Bir de madalyonun diğer tarafı var ki, o da en az bir önceki kadar acı… Yalnızlık; taşıyıcısı erkekler olan, bulaşıcı bir şehir hastalığıdır. Çoğu zaman göz, el, cinsel ve tensel temas yoluyla geçer. Mesela göz, bazen sahiplenir antidepresan bir bakışı ve bedene sevk eder yasaklı tüm arzuları. Senin haberin bile olmaz! Bilmezsin! ‘Aşka iadeli taahhütlü’ dokunmaların çoğu yanlış adreste!...
Yazık ki çoktan âşık olmuşsundur, yüreğe davette bedene buyur ettiğine!..
Peki ya, şiir gibi olan bu kısımda sonra ne mi olur? Orası çok daha trajik. Kronik evreye geçersin. Şöyle bir etrafınızdaki birlikteliklere bakın… Evli olan ya da olmayan!
Çoğu kadın gerçek yalnızlığı, iki kişi yaşamaya başladıktan sonra hissetmiştir. Günü aynı yatakta karşılamak, sevişmek ya da birlikte sinemaya gitmek midir kadının yalnız olmadığını gösteren? Cevap hayır! İşin komiği ne biliyor musunuz? Yalnızlığı bulaştıran erkekte de geçici körlük görülür ki; bazen birlikte olduğu kadını çok şık bir restorana götürmeyi, alelade günde yapılan sıradan bir sohbette kadının söylediklerini, gözlerinin içine bakarak dinlemekten daha önemli sayar. Erkekteki körlük ve kadındaki yalnızlık, genelde ilişkiyle doğru orantılı olarak ilerlemeye devam eder. Erkek, kadının aslında bazen çok da basit olan isteklerini görmez. İnatçıdır kadın!
Kendi söylemeden o görsün ister ama nafile, kim ne yapsın! İnatla sevdiği adam, kör olmuştur bir kere. Erkek, bu aşamadan sonra yalnızlık yetmez gibi üstüne bir de kendi körlüğünden bulaştırır kadına. Bu gerçek öylesine acıdır ki; bir adamla görünürde birlikte olmasına rağmen, aslında ne denli yalnız olduğunu değil etrafındakilerin hissetmesi, kadının kendi bile görmez. Kaçar, kaçar ama bir gün...
Bazen ne denli yalnız olduğunu görmek için çoğulluğun aczine ihtiyaç duyar insan. Bazen gerçek anlamda yalnız olandan çok daha yalnızdır, biriyle birlikte olan. Bu saptamaya bir isim verdim…
Genelde hisseden kadın olsa da, ‘İkili Yalnızlıklar’ diyorum ben bu duruma…